Gelişen teknoloji, yapay zekalar, durmadan kaydırılan o dikey videolar ve her köşeden fırlayan "yeni nesil" mecralar derken zamanın akışına kapılıp seni biraz ıssız bıraktım, farkındayım. Kusura bakma, etraf çok gürültülüydü ve ben de şöyle bir trendlerin peşine düşüp etrafa bakındım. Ama ne yalan söyleyeyim; o platformdan o platforma koşarken, o algoritma baskısının içinde senin sunduğun o sakinliği, o benzersiz huzuru hiçbir yerde bulamadım. İnsan dijital dünyada ne kadar uzağa giderse gitsin, en çok kendi sessiz köşesini, kendi kütüphanesini özlüyormuş.
Söz, seni bir daha bu kadar uzun süre yalnız bırakmayacağım. Dijital dünyanın o yorucu havasına küçük bir mola verip, senin o bildiğim sıcak topraklarına, asıl ait olduğum yere geri döndüm. Heybemde yine seninle paylaşacağım yeni kitaplar, izlediğim filmler ve hayata dair filtresiz düşünceler birikti. Sosyal medyanın o sahte parıltısı yerine, seninle baş başa kalıp dertleşmenin tadı çok başka. Hadi bakalım, tozunu alalım şu sayfaların; nerede kalmıştık?



