Taras Bulba - Gogol


Taras Bulba, Gogol' un Zaparojye Kazaklarını anlattığı klasikleşen eseri. Öykünün mihenk taşını Kazaklar yani soydaşlarımız oluşturunca haliyle insan vay benim garındaşlarım havasına giriveriyor. Gogol, kazakların arasında yaşadığı dönemde neler yaşamış da neler anlatıverecekmiş merakıyla başladım okumaya.  Anlatıyorum.

Romana göre zamanın birinde Taras Bulba isminde yaşlıca albay yaşarmış. Ömrü cephelerde geçen bu albay klasik kazak erkeğiymiş. Savaşçı, tuttuğunu koparan, dinine, milletine ve ailesine bağlı. Ostap ve Andrey isminde de iki çocuğu varmış. İkisi de iyi eğitimli ve savaşmayı seven tiplermiş ama Andrey daha ince ruhluymuş. Taras günün birinde içindeki savaş aşkıyla Zaparojye'nin yöneticisi yani atamanıyla görüşerek savaşma istediğini söylemiş. Ataman bu isteği geri çevirince de halkı ayaklandırarak onu devirmiş. Yerine geçen atamanın kararıyla da önce bölgelerindeki yahudilere kan kustururmuşlar sonra da Polonya' ya savaş açmışlar...

Kitabın içeriği hakkında bu kadar bilgi yeter bence. Okuma zevkinizi öldürmenin anlamı yok şimdi. Ancak Taras Bulba üzerinden Kazaklar hakkında genelleme yapıldığı izlenimim nedeniyle karakteri biraz daha analiz etmeliyiz. Tamam cesur, vatanına ve ailesine filan bağlı ama bazı yönleri can sıkıcı. Bir kere fazlasıyla acımasız, kindar ve adalet duygusu yok. Mesela Polonya' ya savaş açma gerekçesi yok. Her yer, her şey benim olacak edasıyla her gördüğüne saldıran eşkıya havasında. Tabi bu aşırı hırsının cezasını da çok acı ödüyor, o ayrı.

Sonuç olarak, acayip akıcı bir kitap. Gogol'un kaleminden mi yoksa çevirmenin üstün başarısının ürünü mü bilemiyorum. Tek bildiğim sayfalar akarken romanı seyrettiğimdi. Tasvirler o kadar canlıydı ki, zamanda ışınlanıp aralarında yaşıyormuşum hissine kapıldım. Bunun yanında savaş sahneleri ve esirlere yapılan işkenceler fazlasıyla sinir bozucuydu.

Yani diyorum ki 200 sayfanın altında kitaplar kategorisinde, boş bir gününüzde bitirebileceğiniz etkileyici bir kitap. Savaş, aşk, şatafat ve kıtlık... Ne ararsan var yani.  Blog Sözlük okuma grubu bize tavsiye etmiş, ben de size ediyorum. Okuyunca seversiniz, merak etmeyin.

Sevgiyle kalın...

Abdullah ÖZER
Abdullah ÖZER

Okumayı ve izlemeyi sever, yazmanın ise insana inanılmaz bir derinlik kattığına inanır. Çay vazgeçilmezidir. 90 ların müzikleriyle mest olur hatta kendinden geçer.

10 yorum:

  1. Çabuk biten ince kitaplar daha etkileyici oluyor benim için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninle aynı düşünce de olmak güzel :)

      Sil
  2. Acımasızmış gerçekten, şu Polonya da ne talihsiz ülke, ne kadar çok işgale uğramış, hele 2. Dünya Savaşı'nda yaşadıkları...emeklerine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farklı bir yerden yakalamışsın. Gerçekten Polonya' nın tarihine bakmak lazım. Nedir bu talihsizlik. Teşekkür ederim :)

      Sil
  3. elinize sağlık, çok güzel anlatmışsınız:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O senin güzelliğin Eren O. Teşekkür ederim :)

      Sil
  4. Kitabın içeriğine dair bilgim olmadan okudum ve okurken olay kurgusunda Polonya'yı görmek beni kitabı biraz daha bağladı diyebilirim. Sanırım algıda seçicilik bu olsa gerek. Kitabın gerek konusu, gerek hüzünlü sonu ile oldukça güzeldi. Ben de severek okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonunu hiç söyleme ya. O ne zalimlikti öyle.

      Sil
  5. Gogol'un dilini seviyorum ben de :))

    YanıtlaSil