29 Haziran 2012

Muğayir Muharip

Muğayir Muharip

Sen devlet güçlerini abi sohbetlerinden

ve ikinci el kitaplardan tanıyan çocuk

ayıp olmuyo mu böyle şiirlerinde

molotoflar kafaya sıkmalar falan?


Sen Taksim otobüsüne binerken

sesli selam vermeye utanan çocuk

o gün tekbir çığlıklarıyla fırlıcan mı cidden meydanlara?


Sen miting alanlarında bile

inceden bacılarını kesen çocuk

şimdi harbi harbi ‘kahrolsun (mu) amerika’ya?

Sen camı açık unutsa başı ağrıyan çocuk

devrim deyip de güldürme lan beni!

-Muğayir Muharip


27 Haziran 2012

Şimdi FEDA Zamanı


Seninle öğrendim Futbol un sadece bir oyun olmadığını...

Çocukluğumda bir eğlence, gençliğimde aşk tın, tutku oldun...

Seninle Metin,  Ali, Feyyaz oldum...

Buluşma saatlerimizi iple çektim çoğu zaman...

Ayrılırken de bir sonraki buluşmayı özledim...

Beni kızdırdığın da oldu ama hiç kırmayı başaramadın...

Tanımadığım insanları sevdim sayende...

Yaptıklarınla gururlandım çoğu zaman...

Seninle oldu tüm pembeler siyah beyaz...





Hacking üzerine bir kaç söz

Hacking üzerine bir kaç söz


Üzerinde düşünüp de kararsız kaldığım konulardan biri de hacking dir. Ben burada siyah şapkalı beyaz şapkalı ayrımını bırakıp aslında beyaz şapkalı hackerlık konusundaki şüphelerim üzerinde durmak istiyorum.
Bilindiği gibi hack bilgisini kötü amaçlı kullanmayan arkadaşlar daha çok beyaz şapkalı olarak adlandırılıyor. Peki ama kime göre kötü amaç? Bu konuyu biraz daha açmak için hack in nasıl öğrenildiğinin irdelenmesi gerekir. Sıradan bir kişi hacker olamaya karar verdiğinde öncelikle hack üzerine kurulmuş forumlara üye olarak başlar. Paylaşılan konulardan öğrendiklerini uygulayarak geliştirmeye çalışır kendini. Genellikle de milworm gibi sitelerde paylaşılan dorklardan (google gibi arama motorlarında kullanılan açıklı siteleri tespit etmeye yarayan kod) faydalanarak karşısına çıkan sitelere index atmakla başlanıyor. Yanılgı burada başlıyor aslında. Eğer aranan dork ta karşımıza açıklı bir Türk sitesi çıkarsa bu siteye index atan siyah şapkalı, bu siteleri es geçip gördüğü yabancı sitelere basan beyaz şapkalı hacker oluyor bizim için. Bu konuda İlerledikçe de kendiliğinden elindeki dork un türevlerini geliştirdiğini ve her girdiği açıklı siteye girip index basmak yerine shell (size inanılmaz yetkiler veren dosya) attığında o sitenin içerisinde bulunduğu serverde ki -şansa bağlı- binlerce siteye index basmak mümkün hale geliyor.  Bu işe ayırdığınız zamana ve hırsınıza göre de geliştikçe gelişiyorsunuz. Bu gelişiminiz sıarasın da da kayıtlı olduğunuz forum sitesine göre onbaşı-yüzbaşı-binbaşı- derken bakmışsınız ki Forum asayiş komutanı, istihbarat komutanı vs. olmuşsunuzdur.  Hatta belki bir gün kendi hack sitenizi açmaya karar verip Mareşal rütbesi bile alabilirsiniz. (hack sitelerinde turlarsanız sizde 15 yaşında onlarca mareşal görebilirsiniz- düşünsenize bunlara komutanım dediğinizi, burada sesli güldüm )  Tabi bu yoldan gittiğinizde hedef site hackleme işi, hedef sitenizin daha önce başka biri tarafından bulunan bir açığı yoksa hayli zor hatta imkansız hale geliyor ama Demokrasilerde çareler tükenmiyor ve DDos denen lamerce bir saldırı yöntemi devreye giriyor. Neyse... Geyik muhabbetine kısa bir ara vereyim.

Cuma Namazı ve Miraç Kandili

Cuma Namazı ve Miraç Kandili


Bu gün İşimiz gereği 4 arkadaş Rize Merkeze gittik. Öyle saatlerinde de Rize merkezde bulunan Orta Cami de Cuma namazı kılmaya karar verdik. Bu arada cami dışarısındaki hoparlörlerden bir hoca ateşli ateşli bir şeyler anlatıyordu. Neyse ne diyor lan bu adam edasıyla bir yer buldum oturdum. Birader böylemi vaaz verilir. Hemen aklımda kalanları kısaca özetleyeyim.

Malumunuz yarın akşam Miraç Kandili, bu nedenle de konumuz miraç.  Ne olmuştu Miraç ta? Hz Allah Peygamber efendimizi Miraca çıkarıp orada kendisiyle görüşmüştü ve bunu da Peygamber efendimiz ümmetine anlatmıştı. Peki biz ümmeti olarak doğrumu anladık? Hz. Allah kendisi Mescidi Aksaya gelip burada görüşemez miydi Rasülüyle? Burada Allah ın Rasülü ümmetine 1400 yıl önce siz de arkamdan gelin uzayı keşfedin demek istedi ama ilk Yuri Alekseyeviç Gagarin uzaya çıktı biz de onu izledik. Daha sonra Allah ın Rasülü ümmetine Miraç ta Melekler tarafından göğsünün yarıldığını, içerisinden kalbinin çıkarılarak altın bir tepside yıkandıktan sonra tekrar yerine konulduğunu anlattı. aslında bize düpe düz açık kalp ameliyatının nasıl yapılacağını anlattı ama biz anlayamadık. Yıllar sonrada Alfred Blalock un yanında çıraklık yaparak öğrendik. Yine Allahın Rasülü ümmetine Miraçta meleklerin kendisini Mescit i Aksaya götürüp gezdirdiklerini anlatıyor ama müşrikler bir gecede bunun mümkün olmadığını söyleyerek gittiğini kanıtlaması için efendimize Mescit i Aksanın kaç tane kapısı, kaç tane penceresi olduğunu soruyorlar.  Tabi Allah ın Rasülü ben Mescit i Aksaya kapı pencere saymak için gitmediğim için bu özellikleri bilemezdim diyor. Ama müşriklere bilmediğimi söylesem kimse gittiğime inanmazdı, bildiğimi söylesem de cevap veremezdim, bunun için Kabe de el açıp Allah a dua ettim, sonra Mescit i aksa ile aramdaki mesafe kaldırıldı ve Mescit i aksa gözümün önüne getirildi diyor. Aslında Allah ın Rasülü bize canlı yayını anlatıyordu. Ama biz bunu da Yabancı bilim adamlarından aldık. Neden? Gericilik ve yobazlık adı altında Kuran ı Kerimi ve hadisleri üniversitelerimize sokup araştırma yapmadık, yaptırmadık... Bakın Müslümanlar aslında Miraç ta maddeninde ışınlanarak yer değiştirebileceği anlatılıyor, bütün bu hadisler ve Kuran ı Kerim üniversitelerimizde incelenmeli...

Devamı da var aslında ama miraç la ilgili benim aklımda kalanları özetleyerek yazmaya çalıştım. Birader adam öyle hazırlanmış ki yada öyle dolmuş ki hangi icadı hangi bilim adamının yaptığını söylüyor. Daha ne örnekleri var, ne anlatımları var. Adam öyle mi gaza getirilir, haydi Ya Allah dese silahları kuşanıp cihada gideceğiz sanki... Ya abartma Abdullah, ilk kez mi camiye gidiyorsun dediğinizi duyar gibi oldum... Elbette ilk kez camiye gitmiyorum ama aşağıdaki videoya bakın, bu arkadaş ta -aynı cami mi bilemiyorum ama- Cuma namazı öncesi dinlediği Vaaz sırasında bu hale gelmişti. Son olarak buradan hocalarımıza sesleniyorum, lütfen cemaatinizi daha önceden hazırlayın bu konuşmalarınıza...

Bu arada sabırla yazımı okuyan dostlarım Hepinizin Miraç Kandilini kutlarım...

Selam ve Dua ile

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=4ixra7EuPw8&feature=related]

Gönüllerin Şampiyonu

Gönüllerin Şampiyonu


Mücadelenin yanında şansıda olmalı insanın. 4 takımlı grupta ilk iki maçını beceriksizlik+şansızlık sonucu kaybeden bir takımın oyuncusuydum. Son maçta sahaya çıkmanın bir anlamı yoktu sanki ama temsil ettiğin kurum adına sahaya çıkıp oynamak en etik olanı olmalı diye düşündük. Hiç stres ve baskı olmadan oynayıp bize 3 atmak amacıyla gelen takıma 4 atıp yolladık. Bu sırada bize değen sihirli değnekten haberimiz yoktu. Ne oldu anlayamadan 3 puanla gruptan çıkmayı başaran 2. takım olduk ve çeyrek finale çıktık. Bir sonraki rakibimizde geçen seneki başarısına güvenerek üzerimize geldiler ama ezilmedik. Tartışmalı bir penaltıyla öne geçseler de hakemin yanlış kararıyla son dakikalarda beraberliği sağladık. Bu rakibimizi de penaltılarla geçtikten sonra turnuvanın zayıf halkası adeta sürpriz at oldu.  Yarı finaldeki rakibimiz esnaflar bize çerez takım çıktı tavırlarıyla eğlenirken maçın çetin geçeceğinin farkında bile değillerdi.  Yine haksız bir hakem kararıyla -ilahi adalet, bir önceki maçta attığımız haksız golle sağlandı- yenildik. Turnuva boyunca en çok bu maça üzüldüm, insan emeğinin karşılığını alamayınca gerçekten bozuluyormuş, anladım.  Artık işimiz 3 lük 4. lük maçına kalmıştık. Arkadaşlarımızın çoğu sakatlanıp perte ayrılmış, sahaya 8 kişilik takım bile çıkaramıyorduk. Yine son dakika kör topal sonunda ödül mü var sanki edalarıyla sahaya çıktık. Defansın göbeği ben ve kalecimiz Hakan abi forvet olduk. Eski forvetler defans. Rakip takım turnuvada ilk oynadığımız ve bize 3 atan takım adliye. O kadar rahatlar ki, eğlence yapmaya geldik havalarındalar. Kalecileri parmağından sakat ve zayıf takıma karşı gol atma heveslisi... Uzatmayalım, bu kardeşiniz 3 gol attı ve maçı 5-3 kazandık. Sonra final maçını da izleyelim derken baktık ki turnuva 3. süne de kupa var.

Allahhhhh beee... bundan sonrası tam bir eğlence. Kurumuzun kupa müzesi boş demeyeceğim, kupa müzemiz bile yok. Tarihinde ilk kupayı biz almışız. Yani anlayacağınız afrikalı çocuklar buz hokeyi maçında 3. olmuş... Tarihe geçtik lan... -Kim hatırlayacaksa:))-

21 Haziran!... Yılın en uzun gününü tüm takım gülerek eğlenerek geçirdik...


Turnuva Başladı

Turnuva Başladı

Kurumlar arası turnuvamız bu senede başladı. Öncelikle hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Geçen seneki halim bir an gözümün önüne geldi. Takım ayarlama konusunda öncülerdendim ve takımımız diskalifiye olmuştu. Uzun hikaye, bu konuya hiç girmeyeceğim...

Bu sene kurumumuzdaki iyi oynadığını düşündüğümüz arkadaşlarımızla iki ayrı takım kurduk. Bu durum iyi gibi görünse de aslında gücümüzü böldüğümüz turnuva boyunca anlaşılacak, eminim... Bu sene oynadığım takımdan başarı adına bir beklentim yok. Kendine güvensizlik gibi algılanmasın ama hem içine düştüğümüz grupta bizden çok güçlü takımlar var hemde yedek kulübemiz boş..

Bu akşam yani bir kaç saat önce geçen senenin şampiyonu olan adliye ile maçımız vardı. Tüm öğleden sonramı arkadaşlara direk kaleyi düşünmeyin, pas yaparak rakibi yoralım fikrini enjekte etmeye çalıştım... Maçın başlarında da bu oyun tarzımız tuttu. rakip erken yorulmaya başladı. bunun avantaj olacagını düşünmüştüm aslında ama zaafımız ortaya çıktı. Yorgun rakibe karşı oyun disiplininden kopmaya başladık. Topu alan rakip kaleyi düşünmeye başladı. Aradığımız golü de bulamayınca bizde oyundan düşmeye başladık. Neyse ki ilk yarıyı gol yemeden kapattık...

İkinci yarı rakip daha çekingen başladı, kapalı oyunu tercih ederek en iyi oyuncularını ileri çıkardılar. İşte tam bu sırada Tribünde bulunan meslektaşlarımız devreye girdi. Bir tanesinin elinde cep telefonu (Ali abi) yanında da iki üç arkadaş bağırıyor.

Abdulllaaaaahhhhhh angaraya çıkmış tayinin...

Fatih Mazlummmmm sinop

Hele o sırada top ayağında gole giden arkadaşımıza bağrışlarını her halde ömür boyu unutamayacağım.. Fatih Sarıııııı baksana laaaannnn İzmir olum izmiiirrrr

Bir anda tüm takım nerede olduğunu şaşırdı, herkesin dikkati tribüne döndü. Bu sırada rakip sağ kanattan atağa kalkmış... Ne zaman geldin arkadaş... Ve gollllll :(

Süpriz bir galibiyet beklerken yenen gol bir anda tüm takımın forvet olmasına neden oldu. Tüm takımın forvet olması kondisyon sorununu ortaya çıkardı. Bir de hakemle olan tartışmamız eklenince biraz tadı kaçtı işin... Sonunda 3-0 yenildik...

Burada unutmadan rakip takımı takdir etmeliyim. Rakibin şutunda kısa mesafede top elime çarptı, hakem topun yön değiştirdiğini düşünerek penaltı kararı verdi. Ben hakemin yanına gidip buna penaltı veriyorsan bana kırmızı çıkarmalısın dedim. Hakem kart çıkar(a)madan penaltıyı kullandırttı. Neyse rakibin kalecisi geldi ve bariz olmayacak bir şekilde penaltıyı dışarı attı. Bunda tribünden gelen tepki ve rakibin 3-0 önde olmasının etkisi olsa da takdir ettim.

Bu arada ben Rize ye geleceğimi de bir halı saha maçında öğrenmiştim... İlginç bir tevafuk oldu... Hakkımızda hayırlısı...

Unutmadan maçı rakip takım videoya aldı. Bulursam buradan yayınlamayı düşünüyorum...

Dergi Kapağı


İnternet gezintim sırasında tesadüfen bulduğum bir program sayesinde afiş, dergi kapağı vb. tasarımlar rahatlıkla yapılabiliyor. Hem programdan neler çıkacağını görebilmek, hemde eğlence amacıyla küçük bir çalışma yapılmıştır.



...



Bir ilçede yaşıyorsan ve benim yaptığım işi yapıyorsan muhtemelen o ilçede yaşayan insanların büyük çoğunluğu hakkında özette olsa bir fikrin olur. Yani olması gereken ve senden beklenen budur. Bundan bir kaç ay önce ilçede ki rehabilite edilen çocuk sayısının 300 ün üzerinde olduğunu öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlık hala dün gibi belleğimde... Oysa ben 7 bilemedin 10 kişi olabileceğini tahmin etmiştim. Nereden bileceksiniz ki yaşam alanınızda servis, ev ve okul döngüsünde geçen başka dünyalarında yaşadığını. O kadar soyutlamışız ki varlıklarından haberimiz bile yok.

Şimdi zorlamayla da olsa yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Rehabilite edilen bedensel ve zihinsel engelli çocuklarla ilgili. Geride kalan bir haftalık sürede yaşadıklarım muhtemelen her can sıkıntım da aklıma gelecek. Rehabilite edilen çocukların durumu... Hiç birinin gelecekle ilgili bir planı, evlilik ve ev hayali yok. Sadece o anı yaşıyorlar. Çoğu ürkek bir kuş gibi. Yanınıza gelmek zorunda olduklarını hissettikleri için geliyorlar. Tek savunmaları titremek... Nadir de olsa korkusunu yenip yanıma sokulanlar da var. Tüm doğallığıyla ne yapmak istiyorsa onu yapıyor. Dünya umurunda değil...

Peki ya aileler ve öğretmenler? Yaptığınız her şeyi acıyarak yapıyorsunuz. Acıyarak gel demek,git demek,  acıyarak sevmek, acıyarak kızmak... Aklınıza ne gelirse...

Ölümü bekleyen hayatlar bunlar...

Ne yapılabilir ki?

...

Amblem Hazırlama


Yaklaşık 1 hafta kadar önce değerli kardeşim flooo nun http://forum.grupyenicag.org sitesinde gördüğüm bir konuydu. Hemen ilgimi çekti. Ücretsiz ve tasarım konusunu bir arada görünce balıklama atladım.

Geçen hafta ilgilenmek istediğimde yoğunluktan dolayı hata mesajı alıyordum ama bugün ortaya bir şeyler çıktı. http://www.says-it.com/seal bu siteden kendinize özel güzel tasarımlar çıkartabilirsiniz.