Kazım Karabekir Anlatıyor // Uğur Mumcu



Merhabalar değerli kitap severler...

Bu güne kadar aldığınız inkılap tarihi derslerinde bir bütünün tamamen oluşmadığını, sanki puzzele nin eksik parçalarının kaldığını düşündüğünüz olmuş muydu?  Mesela Kurtuluş Savaşında büyük başarılar gösteren komutanlara ne olmuştu hatta neden İstiklal Mahkemelerinde idamla yargılanmışlardı?

İsterseniz hikayeyi başa alalım. Daha doğrusu Uğur Mumcu' nun 10-29 haziran 1990 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı yazı dizisinin Kazım Karabekir Anlatıyor ismiyle kitaplaştırılan eserden Kurtuluş Savaşımız ve hemen sonrasına bakalım.

Kazım Karabekir Kurtuluş Savaşından sonra "İstiklal Harbinin Esasları" isimli bir kitap yazar. Ancak bu kitap basım halindeyken toplatılarak yakılır ve Kazım Karabekir' in evine baskın yapılarak evde kalan nüshalarda toplatılır. Atatürk' e Kazım Karabekir' in bu eserinden bir nüsha verilir. Atatürk bu esere karşılık 9 sayfa ve 33 maddelik bir cevap metni yazar. Daha sonrasında 1933 yılının Milliyet Gazetesinde "Millici" mahlasıyla (bu günün tabiriyle nickname) bir yazar Kazım Karabekir' in doğu illerini kapsayan milli mücadelesinin tüm Ülkeyi kurtarmaya yetmeyeceği vurgulanarak eleştirir. Kazım Paşa Millici mahlasını kullanan kişinin Atatürk olduğunu o değilse bile yazıyı onun yazdırdığını düşünerek yazı dizisi halinde cevap yazarak Milliyet gazetesine gönderir.

Kurtuluş Savaşı dönemimizi Kazım Karabekir' in anılarına dayanarak Uğur Mumcu' nun kaleminden en başa alalım isterseniz. Kazım Paşa Atatürk' ü Anadolu'ya geçme konusunda kendisinin ikna ettiğini özellikle vurgulayarak Atatürk'ün asıl amacının İstanbul' da kalarak Harbiye Nazırı (Savaş İşlerinden sorumlu bakanlık, O tarihte Genelkurmay Başkanlığı tarafından yönetiliyor. Günümüzde Milli Savunma Bakanlığı) olmayı amaçladığını hatta Sultan Vahdettin' e damat olmaya çalıştığını bu nedenle o tarihlerde Konya' ya görevli olarak gönderilmesine rağmen hastalığını bahane ederek gitmediği iddiasında bulunuyor. Ancak bir şekilde saraydan uzaklaştırılmak istenen Atatürk' ün Samsuna gönderildiğini daha o gelmeden kendisinin Erzurum kongresi hazırlıklarını tamamladığını anlatıyor.

Savaş sonrasında ise paşaların genel görüşü saltanatın kaldırılması ancak hilafetin Osmanlı hanedanında kalması yönündedir. Kazım Karabekir bu konuda da Atatürk' ün isteksiz olduğu kanısındadır.  Atatürk' ün Balıkesir de Paşa Camiin de verdiği hutbe (hutbenin ayrıntısını okumak isterseniz TIKLAYIN ) ve sarıklı cübbeli kişilerle çektirdiği fotoğraflar Karabekir' in kuşkularını artırır. Parçaları birleştiren Karabekir paşa Atatürk' ün halife olmak istediği kanısına varır. Bu arada hutbeyi okumaya üşendiğinizi düşünerek kısaca özetleyeyim :). Atatürk bu hutbede Peygamber Efendimize (S.A.V.) övgüler yağdırdıktan sonra O nun güncel konularının da mescitte konuştuğunu yine aynı şekilde güncel konuların camilerde konuşulabileceğini söyler. Kazım Paşa Camilere siyasetin karıştırılmaması gerektiğini düşünerek buna itiraz eder. Sonuç olarak 1921 anayasasında hilafetin Osmanlı hanedanında kalması değiştirilemez madde olarak kabul edilir. (Böyle bir maddeyi ilk kez bu kitapta okudum)

Yukarıda bahsettiği görüş ayrılıkları olmasına rağmen Atatürk ile Kazım Karabekir' in arası çok iyidir. Ancak 2. meclisin toplanması konusundaki görüş ayrılıkları iki paşanın arasının iyice açılmasına neden olur. Atatürk ikinci mecliste daha hızlı yol alabilmek için görüş olarak kendisine yakın isimleri almak isterken Kazım Paşa bilgili ve dirayetli kişilerin meclise girerek demokrasinin özümsenmesi taraftarıdır. Kazım Paşanın anlatımına göre ikinci meclis yalakalardan oluşmuş ve dışarıda alınan kararların onay makamı olmuştur.  Bundan sonra da Kurtuluş Savaşında doğuda kazanılan zaferlerin küçümsenerek sadece batıdaki zaferlerle savaşın kazanıldığı algısının bilinçli olarak oluşturulduğu kanısındadır.

Cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması ve hanedanın yurt dışına sürülmesi konusunda görüşünün alınmaması hatta bilgi bile verilmemesi Kazım Paşa' yı Atatürk' ten iyice koparmıştır.

Dopdolu bir kitabı detaylı anlatmak çok uzun süreceği için yazıyı burada kesiyorum. Yinede bilmenizi isterim. Karabekir Atatürk devrimlerinin hiç birine karşı değildir. Sadece yöntem olarak halka dayatmak yerine eğiterek yerleştirme taraftarıdır. Yazar bunu anlatırken devrimci evrimciyi yedi olarak özetliyor.

Kitabı okuduğunuzda Karabekir Paşanın istiklal Mahkemesinde neler olduğunu ve nasıl beraat ettiğini, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kuruluşunu, Atatürk' ün kendisinden şüphelenmeye başlamasını, İsmet Paşanın dindar hocalara bakışını, Lozan konferansına Kazım Paşanın neden gönderilmediğini, devlet yönetiminde dinin neden kaldırıldığını, Musul konusundaki görüş ayrılıklarını ve o döneme ait daha bir çok konuyu okuyorsunuz. Sonunda ise Karabekir Paşanın kızı Hayat hanımla yapılan röportajda ise Karabekir paşanın aslında sanıldığı kadar dindar bir insan olmadığını, oruç tutmadığını hatta içki içtiğini ve çocuklarına da içirdiğini, Mustafa Kemal ile Atatürk' ün farklı kişiler olduğunu ve Mustafa Kemal' e büyük saygı duyduğunu okuyorsunuz.

Tarih meraklıları bu kitabı mutlaka okuyun.


Abdullah ÖZER
Abdullah ÖZER

Okumayı ve izlemeyi sever, yazmanın ise insana inanılmaz bir derinlik kattığına inanır. Çay vazgeçilmezidir. 90 ların müzikleriyle mest olur hatta kendinden geçer.

4 yorum:

  1. Tarih objektif bir gözle yazılamıyor malesef. Belki de bu konu da en iyi kaynak günlükler ama onlar kişisel bir objektiflikte...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Hatta Dr. Rıza Nur un dönemi anlatan hatıratları tamamen kızgınlıkla yazılan intikam niteliğinde eserdir. Dolayısıyla günlükleri de tek veri olarak almamalı. Bunun yanında savaş döneminde yıldızı parlayan kişiler savaş bitiminde aniden görünmez olmaları da garip...

      Sil
  2. Aslında garip değil, bireyler toplumsal ihtiyaçlara göre konumlanıyorlar. Savaş ayrı bir dinamiğe, barış ayrı bir dinamiğe sahip.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim için ilginç bir bilgi... Üzerine düşünmem lazım... Cidden kafam karıştı :)

      Sil