8 Haziran 2014

Kadın İşi Banka Soygunu

Kadın İşi Banka Soygunu

2013 yapımı, dram- komedi türünde eğlenceli sayılabilecek bir film Kadın İşi Banka Soygunu. Filmin başlangıcındaki yüksek binalı modern kent imajı bana Sex and The City dizisinin bir bölümünü yada bir Amerikan filminin yerli versiyonunu mu izleyeceğim endişesi yarattı. Sonuç olarak başka filmden esinlenme varmı dır bilemem ama izlemeye değer iş çıkarmışlar ortaya...

Film modern dünyanın, kapitalist sistemin çarkları arasında ezilmiş ve daha önce suç işlememiş dört arkadaşın acemiliklerle dolu banka soygunu serüvenini konu alıyor. Meltem Cumbul'un canlandırdığı Gülay, eşi tarafından terk edilmiş ve iki buçuk yaşındaki oğluyla annesinin evine sığınmıştır. Üstelik hem sağlık sorunlarıyla boğuşmakta hemde gelen hacizle tekstil atölyesindeki tüm makinaları elinden gitmiştir. Bir akşam arkadaşları Nihal, Dürdane ve Bilge ile buluşan Gülay, içki masasında başından geçenleri anlatır. Şakayla karışıkta tek kurtuluş yolunun banka soymak olduğunu söyler. Sabah olduğunda dramla birlikte acemilikler komedisi alır başını gider.

Kadın İşi Banka Soygunu

Her ne kadar filmin başrolü Meltem Cumbul gibi görünse de, filmi Bilge rolündeki Filiz Ahmet oyunculuğuyla alıp götürüyor. Dürdane rolündeki Esra Dermancıoğlu ise 'Fatmagül'ün Suçu Ne' dizisindeki yenge rolüyle bu filme kopyalı-yapıştır yapılarak transfer edilmiş ve kaldığı yerden devam ediyor sanki. Nihal rolündeki Özge Ulusoy'dan bahsetmeye bile gerek yok. Yaptığı her oyunculuk işinde olduğu gibi bu filmde de eğreti duruyor.

Her şeye rağmen film son dönem komedilerinin yaptığı ve bıkkınlık veren, oyuncuların abartı tavırlarıyla yaptıkları güldürü yerine durum komedisi yapmayı çok iyi başarmış... 

Keyifle izleyin efendiler...


1 Haziran 2014

Yunus Emre Aşkın Sesi

Yunus Emre Aşkın Sesi


Bu aralar Yunus Emre'nin çevresinde dönüp duruyorum. Önce İskender PALA'nın OD'u ile Yunus Emre'yi tanıma fırsatı bulmuştum. Geçen hafta sonu da Yunus Emre Aşkın Sesi filmi elime geçince hiç tereddüt etmeden izledim.

Film, savaşın ve şiddetin arasında yorulmuş bir Anadolu köylüsü olan Yunus'un, Yunus Emre olma yolundaki ilerleyişini anlatıyor. Yunus köyündeki yaşlı bir kadının telkiniyle Hacı Bektaş'a buğday istemeye gidiyor. Burada buğday ile nefes arasında tercih yapmak zorunda kalan Yunus buğdayı seçerek dergahtan ayrılıyor. Ancak yolda pişman olan Yunus tekrar dergaha dönerek Yunus Emre olma yolunda ilerlemeye başlıyor. Bu yolculukta Yunus Emre, Tapduk Emre'nin dergahında uzun süre odun toplayarak ilahi aşka ulaşmaya çalışıyor. İlahi aşka ulaşmak içinde tüm sevdiklerini özellikle de Tapduk Emre'nin kızı Balım kızı terk ederek Anadolu'nun diğer erenlerini ziyaret ediyor ve kendisine yol göstermelerini istiyor.

Yunus film boyunca zamansızlık ve mekansızlık içinde şiirleriyle yoğrularak anlatılmak istenmiş. Anlatılmak istenmiş ama istenen belgeselle mi yoksa filmle mi yapılmaya çalışılmış belli değil. Diğer yönüyle de asıl anlatılması gereken Yunus'un Hümanizm felsefesinin yanına bile yaklaşılamamış. Anadolu erenlerini ziyaretleri Hoş geldin-Güle Güle tarzında çok yüzeysel geçmiş.

İster istemez filmle OD kitabını da karşılaştırma ihtiyacı hissettim. Filmin kitapta anlatılan Yunus'un sıradan bir köylüyken eşi olan Sitare (elif) ve oğlu İsmail'den haberi bile yok. Anadolu da yaşanan savaşlar ve şiddet ise rüya gibi anlatılmış, insanların aç kalmasının tek nedeni kıtlıkmış gibi gösterilmiş.

Film görselleri ve durağanlığıyla  tam bir belgesel- biyografi kabul edilip izlenmeli.

İyi seyirler...