Koku - Patrick Süskind


İnsan klasikleşmiş kitapları okurken beklentiyi yükseltiyor nedense. Ne bileyim Sefiller'i okurken Jean Valjean'ın gözünden fransız devrimi hakkında fazlasıyla bilgi alabilir ya da Albert Camus'un Yabancı'sını okurken Varoluşçuluk kuramını özümsersiniz. Peki ama Patrick Süskind koku ile ne anlatmak istiyor?

Yine 1700 'lü yılların Fransa'sına gidiyoruz. Bir balıkçı kasabasında doğan Jean Babtiste Grenouille doğar doğmaz annesi tarafından balıkçı tezgahına terk ediliyor. Ancak çocuğun kokmaması ona yeni anne bulunmasını oldukça zorlaştırıyor. Sonunda kilisenin de yardımıyla bir süt anne bulunuyor. Süt anne tarafından sırf kiliseden alınacak para için beslenen ancak kokmadığı için lanetli olduğunu düşünülen çocuğun çok iyi koku aldığı herkesin gözünden kaçıyor. Çocuk büyüdükçe balıkhanede ağır işlerde çalıştırılıyor. Bir zaman sonra iş için gittiği ve iflas etmek üzere olan parfümcüyü etkileyerek yanında çalışmaya başlıyor. Okurun da tahmin edeceği gibi Granouille, Allah vergisi burnuyla harikulade parfümler yaparak yeni patronunu yeniden ihya ediyor. Ancak hiç bir zaman kahraman olamıyor. Sonrasında ihya olan patronundan da icazet alarak kendini daha da geliştirmek için yollara düşüyor. Hatta 7 yıl boyunca dağ başında bir mağarada yaşıyor. Bu erme serüveninden sonra kendisinin kokmadığını fark ediyor. Herkes kokarken onun kokmaması, toplum tarafından insan yerine konmadığı duygusunu oluşturuyor. Bu duyguyla efsane bir parfüm yaparak kendi kokusunu oluşturmaya karar veriyor ve güzel kokan bakire kızları öldürmeye başlıyor...

Koku işte... Toplu taşıma araçlarında ter kokulmasın yeter. Tamam hadi, toprak kokusu, kahve kokusu, çiçek kokusu filan da güzeldir, insana mutluluk verir. Bazen de şu parfüm de çok güzelmiş bee dediğim de olmuştur tabi. Koku kalitedir, hayatınıza kalite katar ama hangi koku seri katili affettirebilir ki? İşte başa döndük. 

Valla çok değerli saygı değer okur. Ben romanı bitirdikten sonra kokunun çok önemli olduğundan ve kendi kokusunu yapmak için her şeyini feda eden bir hayattan başkasını bulamadım. Yani öyle hayata farklı yönden bakmalar, felsefik çıkarımlar filan olmadı. Belki de bendedir sorun...

Koku demişken Beyza Durmaz'ın şarkısını da hatırlatmadan olmaz. 90 ların şirin mi şirin şarkısıdır.



Sevgiyle kalın... 

Patrick Süskind'in, Almanya'da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan 'Koku' adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çok satarların oldukça dışında kalan, tarihsel boyutlarda kapsamlı bir toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Olay, 18. yüzyıl Fransası'nda geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka'da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.
-Ahmet Cemal-


Sayfa Sayısı: 260
Abdullah ÖZER
Abdullah ÖZER

Okumayı ve izlemeyi sever, yazmanın ise insana inanılmaz bir derinlik kattığına inanır. Çay vazgeçilmezidir. 90 ların müzikleriyle mest olur hatta kendinden geçer.

12 yorum:

  1. "Patrick Süskind" tanımadığım bir yazar. kitap biraz zorlama bir kurgu olmuş sanki..
    kokusu olmayan bir bebeğin lanetli olduğunu düşünmek nasıl bir kültürün zihniyeti...
    en azından sarımsak soğan yediğinde terine geçer kokusu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kurgunun zorlama olması yazarın hayal gücünü gösterir. Bu nedenle saçmalamayan zorlama iyidir aslında. Ben sadece satır aralarını yakalayamadım...

      Sil
  2. Bu kitabı Türkçe'ye ilk çevrildiğinde okumuştum, muhteşem bir kurgudur, çok sevmiştim. Tabii çok beklentiyle okunduğunda ters etki yapabiliyor bazen. Elinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Gül hanım. Kitabı sevmeniz beni inanılmaz rahatlattı 😁

      Sil
  3. Sadece bu kitap için de değil, genel olarak bir kitaba -veya film de olabilir bu- fazla beklentiyle başlamak hayal kırıklığına sebebiyet verebiliyor. Koku benim de favori kitaplarımdan olmayı başaramadı. Açıkçası 'waoov' falan da demedim. Ama kurgu bakımından sevmiştim. Hatta baya yaratıcı bir kurgusu olduğunu düşünüyorum. Tabi bu biraz da zevkler ve renkler mevzusu. Güzel bir yorumdu bu arada, emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte ben de tam bunu demek istiyorum :)) Teşekkür ederim...

      Sil
  4. Bu kitabı çok sık görüyorum. Beklentim yüksek bakalım ben ne zaman okuyacağım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke beklentiyi yükseltmeseydin Kitap Güneşim :) Umarım beğenirsin

      Sil
  5. Koku romanına 3 kere başlayıp bitirememiş biri olarak ki genelde kitapları yarım bırakmam, bende popüler olma sebebini anlayabilmiş değilim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) o kadar mı zor geldi... Sizin frekans hiç tutmamış desenize

      Sil
  6. Yorumlara ve yanınıza bakınca: okusam mı okumasam mı acaba....
    Ben en iyisi okuyayım. Teşekkürler...

    YanıtlaSil