25 Temmuz 2016

Ilyuşa - Şolohov


Bu günlerde hiç tadım tuzum yok. Hem bedeni yorgunluk hem de haberlerden kaynaklanan psikolojik yorgunluktan olsa gerek çözümü kitaplara kaçmakta aradım.  Elime geçen ilk kitap ilyuşa' yı okumaya karar verdim.  Mitolojik bir destan okumak gündemden uzaklaşmak için de iyi bir fikir gibi gelmişti. 

Yanılmışım. Kitap destan filan değilmiş. Yazarın küçük hikayelerinden oluşan bir derleme. Rus edebiyatı zaten bana soğuk geliyordu ama başlamış bulunduk bir kere.  

Internette yazarın inanılmaz akıcı bir dili var diye biseyler okursanız çok da inanmayın derim. Okunamayacak kadar zor olmasa da akıcı değil.  

Kitapta on bir tane hikaye var. İki üç tanesi akılda kalabilecek türde. 

Üç, İlyuşa, Test, Aynı Dil, Yufka Yürekli, Zulüm, Don Bölgesi Gıda Komitesi, Isırganlar ve Diğerleri, Çocuk Kalbi, Çarpık Yol ve Kader
Belki de olumsuz psikolojiyle okuduğum için sarmadı kitap.   Umarım biri çıkarda siz anlamamışsınız diyerek kitabın güzelliklerini anlatır.

Bu aralar ben fazla gülemiyorum. Siz benim yerime de bol bol kahkaha atın... 

23 Temmuz 2016

Doğudaki Hayalet - Pierre Loti



Asıl adı Lous Maria Julien Viaud olan Fransız deniz subayı Pierre Loti, 1877 yılından 1878 yılının mart ayına kadar Osmanlı'nın başkenti İstanbul'da kalır. Bu süre içinde Aziyade ile sonu ayrılıkla biten bir aşk yaşar. Pierre Loti ayrılığının ardından 3 - 4 yıl aralıklarla haber alabildiği aşkından artık haber alamaz ve unutamadığı gençlik aşkının peşine düşmek için on yıl sonra tekrar İstanbul'a gelir. 

Roman Loti'nin İstanbula gelerek önce Aziyade'yi, sonrada mezarını aradığı üç günü anlatıyor. Yazar bol betimlemelerle dönemin İstanbul insanının ve sokaklarının adeta resmini çizmiş. Bu anlamda yabancı bir subay gözüyle ilk kez Osmanlı'nın sosyal hayatı hakkındaki gözlemlerini okumakta güzeldi. 

Pierre Loti' yi bizim için  önemli yapansa, Osmanlının zor döneminde tüm tepkilere göğüs gererek bizi dünyaya karşı savunmasıymış...

Bol kitapla kalın...

17 Temmuz 2016

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


Bir çok platformda adını duyduğum, kitabın isminden olsa gerek farklı olduğunu tahmin ettiğim bir romandı Kürk Mantolu Madonna. Farklı bir roman okuyacağım öngörüsünün yanında beklentiyi düşük tutarak okumaya başladığım roman, ilk sayfalardan itibaren elimden bırakamadığım bir kitap haline dönüştü.

Hikaye, Rasim isimli 25 yaşlarında bir gencin işten atıldıktan sonra çaresizlik içinde yardım istediği eski arkadaşı Hamdi' nin kendi bürosunda, düşük maaşla iş vermesiyle başlıyor. Rasim artık Raif isimli içine kapanık daha doğrusu pısırık bir çevirmenle aynı odada çalışmaktadır. Raif' in zaman zaman hastalandığı ve işini evinde yaptığı günlerin birinde çevrilmesi gereken metinleri Rasim götürmek ister. Raif'in evinde de durum farklı değildir ve aynı pısırık hayat burada da devam etmektedir.

Asıl hikaye ise ölüm döşeğindeki Raif'in günlüğünü Rasim' e vermesiyle başlıyor. Günlükte Raif beyin yaşamını, Türkiye' den Berlin' e gidişini, Berlin' de yaşadıklarını, Kürk Mantolu Madonna ile tanışmasını ve acı sonu okuyoruz.

Roman hikayenin etkileyiciliğinin yanında yaptığı psikolojik betimlemelerle de okuyucuyu kuşatıyor. Yazılanları anlamayı bırakın adeta olayların yaşandığı mekâna ışınlanıyorsunuz.

Özet olarak mutlaka okunması gerekenler listenizin ilk onunda bu kitaba da yer verin.

Mutlu, huzurlu, sağlıklı, bol kitaplı ve demokrasiyle kalın.

2 Temmuz 2016

Dönüşüm - Franz Kafka


Dönüşüm, blogger dostlarımın tavsiyesi ile okuduğum en derli toplu Franz Kafka kitabı. Roman Gregor Samsa isimli bir gencin sabah uyanamayıp işe geç kalması ile başlıyor. Bu bölümde Samsa' nın okur olarak ne iş yaptığını tam olarak anlayamasam da sevmediği ve zorlandığı bir iş yaptığı, bunun yanında babasından ve patronundan korku derecesinde çekindiği anlaşılıyor. 

Roman ilerledikçe Samsa' nın artık fiziksel olarak insan olmadığı ya da başka bir yaratığa dönüştüğü ama zihinsel olarak hala insan olduğu vurgulanıyor. Yazar anlatımıyla Samsa' nın fiziki görüntüsünden çok düşüncelerini anlattığı için  Samsa' nın nasıl bir canlı olduğu, romanın başlarında okuyucunun hayal gücüne bırakılmış sanki. Burada Samsa' nın kendi vücuduna alışamadığı, yataktan kalkmakta zorlandığı, onu yatağından kaldırmaya gelen annesinin bayıldığı, patronunun korkarak kaçtığı, babasının sopayla döverek tekrar odasına kilitlediği, evin hizmetçisinin kimseye bir şey anlatmayacağı yeminleri ederek işten ayrıldığı, pis ve pısırık bir yaratık olduğu, önüne yemek konulduğu, korktuğu zamanlarda yatağın altına pıstığı düşünüldüğünde sevimli bir yaratığa dönüşmediği ve tehlikeli olmadığı anlaşılmaktadır. 

Samsa'nın bakımını  kız kardeşi Grete üstlenmiştir. Grete aslında iyi biridir ve kardeşini sevmektedir. Ancak romanın sonlarına doğru o da Samsa' nın pisliğine dayanamamakta ve ondan iğrenmeye başlamaktadır. Samsa' nın çalıştığı dönemde evde  yatan ve Samsa' nın patronuna yüklü miktarda borcu olan baba da artık çalışmaya başlamıştır. Ayrıca baba maddi durumu düzeltmek üzere birlikte yaşayacakları üç kiracıyla da anlaşır.  Gerek kiracıların evin kirliliğine dayanamayarak evde gizlice böcek beslendiğine inanmaları ve aileyi dava etmekle tehdit etmeleri, gerekse babanın tavrı Samsa' yı artık istenmeyen yaratık haline getirir. Aile meclisi toplanarak onu evden atmaya karar verir. Ancak evin hizmetçisi aileye "boş yere zahmet etmeyin Gregor öldü. Az önce Gregor'u çöpe attım" diyecektir.

Asıl absürt olansa şu; Gregor bir sabah böcek olarak uyanıyor ve ailedeki herkes şaşkınlık içinde. Ama böceğe dönüşme hikayesini, neden dönüştüğünü ve nasıl tedavi edilebileceğini kimse sorgulamıyor. Samsa ailesi kimseden yardım almayı düşünmüyor. Utançlarından olsa gerek Gregor Samsa' yı odaya kilitleyerek ve kimseyle görüştürmeyerek, sorunu görünmez kılmaya, sorunu çözmek yerine mevcut duruma alışmaya çalışıyor.

Toplumun dışladığı bir birey daha nasıl anlatılabilirdi ki !!!

Bayram gibi bayram geçirmeniz dileğiyle hepinize mutlu bayramlar...