29 Haziran 2016

Kitapçı Dükkanı - Esmahan Akyol



Ahmet Ümit' den başka polisiye türünde yazan başka bir yazar daha var mıdır acaba? diye kara kara düşünmeyin artık. Ben buldum bir tane :). Tabi ki Ahmet Ümit' e göre biraz daha sade ama biraz daha gerçekçi. 

Romanda olayları bize İstanbul'a yerleşmiş, sırf polisiye kitaplar satan bir kitapçı dükkanı sahibesi Alman Kati Hirşel anlatıyor. Kati' nin bize anlattıklarına göre, çocukluk arkadaşı ve ünlü bir oyuncu olan Petra İstanbul'a film çekimi için gelir. Ancak çekim başlamadan önce filmin yönetmeni Kurt Müller otel odasındaki küvetinde ölü bulunur. Polis olayı soruştururken Kati'de onlardan bağımsız olarak kendi araştırmasını yapmaya başlar. 

Romanda cinayet çözülmeye çalışılırken esrarengiz ya da gizemli ip uçlarının olmaması, olayın soruşturuluş biçimiyle önce Kurt Müller' in düşmanı olabilecek ve cinayetten fayda sağlayabilecek kişilerin şüpheli listesine eklenmesi hikayeyi yaşanabilirliğe oldukça yaklaştırmış. Bunun yanında Kati' nin soruşturmadan sorumlu komiserle alakasız ve aniden gelişen erotik sahneleri, büyük bir manzara resmine photoshopla eklenen kelebek kadar abes kaçmış...   

Özellikle Türk - Alman kültürü arasındaki farklardan da haberdar olmak isterseniz ve bunun yanında hafif bir polisiye okumayı düşünüyorsanız kitabı tercih edebilirsiniz.

Bol kitap ve sevgiyle kalın...

24 Haziran 2016

Mavi Oktav Defterleri - Franz Kafka



Franz Kafka neden bu kadar önemli anlayabilmiş değilim. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla, hayatı boyunca insanlarla iletişim kurup konuşmak yerine bir odaya kapanıp kağıt kalemlerle dost olmayı seçmiş. Suya sabuna dokunur, kimsenin tavuğuna kış demeyen metinler olmasına rağmen yazdıklarını bile gizlemiş. Ölümünden sonra ise birileri Franz Kafka' nın geride bıraktıklarından, Franz Kafka'nın düşünce dünyasının kapılarını insanlığa açma gereği duymuş.

Mavi Oktav Defterleri kitabı da Kafka' nın ölümünden sonra bulunan kağıtlar arasındaki sekiz adet defterden oluşuyor. Kitabi bilgilerde bulunan defterlerin içeriğinde günah, ıstırap, doğru yol üzerine yazıldığından bahsedilse de benim okumalarımda metinlerin neredeyse tamamında konu bütünlüğü yoktu. Bir yazı kaleme almak isteyen birinden konu bütünlüğü ya da konu değişecekse bile iki konu arasında bağ kurması beklenir ya. Kafka' nın hiç öyle bir kaygısı olmamış. Haksızlık etmeyelim, belki de yazılarını yayınlamayı düşünse bu kadar bölük pörçük olmayacaktı. Belki de kendisiyle yazarak konuşurken daldan dala zıplamayı seviyordu.

Siz de Mavi Oktav Defterlerini okumaya karar verdiyseniz bazı bölümleri günlüğe benzeyen bazı bölümleri ise felsefik olan metinleri okuyacaksınız demektir. Eğer dikkatli bir okursanız, paragraf bütünlüğü olmayan metinlerde kafa karışıklığı yaşayabileceğiniz gibi  çok güzel tespitlerde yakalayabilirsiniz.

her insan içinde bir oda taşır.bunu işitme duyusuyla bile kanıtlamak mümkündür.diyelim ki gecedir, dört bir yanda sessizlik hüküm sürerken biri seri adımlarla ilerlemektedir; bir kulak kabartan çıkarsa, duvara tam tutturulmamış bir aynanın takırdamasını işitebilir örneğin. 
kibir çirkinleştirir, öyleyse kendini öldürmesi gerekirdi, ama onun yerine yaralar kendini sadece ve incinmiş kibir'e dönüşür.
inanmak, insanın kendi içindeki yok edilmez öğenin özgür bırakılması, ya da, daha doğrusu, yok edilemez olması, ya da , daha doğrusu, olmasıdır.
aylaklık bütün kötülüklerin kaynağı, bütün erdemlerin tacıdır.. 

Belki de siz yarım kalmış hikayeleri tamamlayabilir ya da çok daha vurucu cümlelerin altını çizebilirsiniz....

Keyifli okumalar... 

Patasana - Ahmet Ümit



Son zamanlarda kitap seçimlerimi tavsiyeler üzerine yapmaya çalışıyorum. Kitap Eyleminin tavsiye ettiği Patasana Ahmet Ümit'in okuduğum üçüncü romanı. Yazarın romanları hakkında Kitap Güneşim'in blogunda Tarih ve Polisiyeyi bir arada okumak gibi beni oldukça etkileyen bir tespiti var. Okuduğum İstanbul Hatırasında ve Beyoğlunun En Güzel Abisinde benzer şekilde tarihsel bir yolculuk vardı aslında ama tarihe yolculuk yapılan bölümleri hikayeyle bütünleştiremediğimden olsa gerek, tarih ve polisiye bir arada olgusunu hep kaçırmışım. Ahmet Ümit okumaya başladığımda aklımda hep tek bir soru oluşuyordu ve hikayenin geri kalan bölümü bulanıklaşıyordu; katil kim ve neden?

Roman, sorumluluğunu Esra' nın yaptığı, Türk - Alman ortak çalışması olan ve ekipte yabancıların da bulunduğu yedi kişilik bir kazı ekibinin bulunduğu bölgede işlenen gizemli bir cinayetle başlıyor. Kazı ekibinin çalışması ise oldukça önemlidir. Kazılarda Hitit Kralı Pisiris'in saray yazmanı ve başdanışmanı olan Patasana'nın  resmi görevleri dışında herkesten gizli yazdığı yirmisekiz tablet bulunmuştur. Romanın sayfaları ilerledikçe yeni işlenen cinayetlerle birlikte, Patasana' nın tabletlerinden günlük kıvamındaki aşk hikayesine de merakla sarılıyorsunuz. Bana kalırsa Patasana' nın hikayesi, kazı ekibinin yaşadıklarından da, Esra ile yüzbaşı Eşref' in tanımlanamayan aşk hikayesinden de, Elif ile Kemal' in  kıskançlık içinde geçen ilişkilerinden de daha ilgi çekici ve merak uyandırıcıydı.  

Romanı okumayanlar için spoiller vermek istemezdim ama yazmazsam çatlarım. Seri cinayetleri işleyen şahsın kendini açıklaması orijinal bir yöntem olabilir ancak cinayet gerekçeleri bana saçma geldi. Birilerinin geçmişin intikamını aldığını düşünürken 'ne alaka' durumu yaşadım.

Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım- Patasana

Bol kitapla ve sevgiyle kalın...

13 Haziran 2016

7 Numaralı Hücre



Blog tutan insanları hep daha fazla önemsemişimdir. Çünkü onlar içlerine sığdıramadıklarını bloglarına taşırıyorlar. İşte bu nedenle özgün paylaşım yapmayı başaran bloggerlerin neleri tavsiye ettiğine siz de önem verin. En kaliteliyi daha kolay bulmanın en güzel yoludur. 

Kaliteli blog takip etmenin bazı handikapları da var elbet. Mesela biri dün 58. kitabını okumuş, bir başkası kırk küsürlerde. Başına da 58 yazmış, hadi cesaretin varsa gel yarışalım der gibi. Yarışmak isterdim ama bünyem kaldırmaz, beynim döner düşer bayılırım. Kitap Eylemi'nin bloguna da gittim yazdım, bu kadar kitabı bünyem kaldırmaz diye. O da özetle okuduğum her kitabı tavsiye etmiyorum ki sen tavsiye ettiklerime bak dedi. Hiç böyle düşünmemiştim, haklı... Bu arada tavsiye ettiği Patasana' ya başladım.

Lafı fazla uzatmayayım. Filmi Bak Kim Döndü film eleştirime, blogunu herkese önerdiğim Bilirsin 'in -kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum- yorumuyla fark ettim. Sanırım izlediğim ilk Kore yapımı film. Zihinsel engelli bir baba ile akıllı küçük kızının sevgi dolu hikayesi anlatılıyor. Kısmen güldürse de yoğunlukla duygu yüklü. Çok fazla ipucu vermeye gerek yok. Özetle yanınıza iki paket selpak mendil alın ve izleyin...

İyi seyirler...

7 Haziran 2016

Gayet Ciddiyim // Gülse Birsel


Hayırlı Ramazanlar değerli kitap dostları. 

Oruç tutmaya çalışan bireyler olarak daha ikinci günden açlık ve susuzluk yetmiyormuş gibi bir de sahura kalkma nedeniyle ortaya çıkan uykusuzluk var. Hal böyle olunca elim olabildiğince kolay ve eğlenceli, zamanın su gibi akıp gitmesini sağlayacak kitapları aramaya başladı. Ramazan ayının ilk seçimi Gülse Birsel' in Gayet Ciddiyim kitabı oldu.  

Kitap kamera arkası kıvamında. Gazetelerin magazin sayfalarını ya da magazin programlarını hazırlayanlar ile konu olanların yayınlanmayanları gibi. Gördüklerimizle gerçekte olanların, bize kendini izlettirenlerin dünyasına eğlenceli bir bakış. 

Yer yer keşke bunu ti ye almasaydın Gülse diye düşündürten konulara da dokunmuş. Hayvan hakları gibi. Madalyonun diğer tarafında ise yeri geldiğinde kendini bile alaya alan, eğlenceli durum tespitleri var. 

Kendinizi yormayacak bir kitap arayışındaysanız tavsiye ederim. 

Keyifli okumalar, hayırlı iftarlar :)


4 Haziran 2016

Bak Kim Döndü


Uzuuun zaman oldu izlediğim filmler hakkında yazmayalı. Aslına bakılırsa çok fazla film de izleyemiyorum artık. İzlediğim bir kaç tavsiye edilebilecek filme de bloğumda yer vermemiştim. Bilinç altımda; filmler çok çabuk eskiyor, bir sonraki sene kimse dönüp yüzüne bakmıyor gerekçesi vardı. Kitaplar öyle mi ya? Okur kitabın hangi tarihte basıldığına bile bakmadan, eski- yeni demeden eline geçirir geçirmez hüp diye içine çekiveriyor. Ama dün bir paylaşımda gördüğüm bu filmi izledikten sonra yumoşla yıkanmış kadar yumuşadım. -yanlış anlaşılmasın yani fikrim yumuşadı- Kaliteli filmlerde sonradan izlenebiliyormuş düşüncesiyle paylaşıyorum postumu.

Film parodi-komedi tarzında. 2014 yılının Almanya'sında, Adolf Hitlerin bir parkta ansızın uyanmasıyla başlıyor. Hitler günümüz Almanya'sı ve dünyasını anlamaya çalışırken onu gören herkes meczup ya da komedyen olduğunu sanıyor. Başarısız ve işinden kovulan bir muhabirin keşfetmesiyle de Tv shovlarına çıkmaya başlıyor. Hitler yine gerçekte olan tehlikeli fikirlerini söylerken insanlar onun komedi yaptığını sanıyor. Belki de filmin can alıcı cümlesi yahudi bir yaşlı kadının Hitler'i gördükten sonra söyledikleriydi. "Tanıdım, bu adam Hitler, o zamanda ilk başlarda söylediklerine herkes gülüyordu sonra hepimizi felakete sürükledi." Filmin sonlarına dogru da hitlerin çevresinde örgütlenmeye başlayan gençlerin olduğu  görülüyor. İstenirse devamı çekilebilir havasında. 

Film fazlasıyla duragan ama beni içerik olarak etkiledi. Siz hareketli bir savaş filmi, yoğun duygularla dolu bir aşk filmi severiyseniz sıkılabilirsiniz. Sonra filim yüzünden arkamdan atıp tutmanızı, hoş olmayan fikirler geçirmenizi istemem ;) 

O da bişey mi sen asıl şu filmi izle gibi tavsiyeleriniz varsa ve benimle paylaşırsanız sevinirim. İyi seyirler...


2 Haziran 2016

Medeniyetler Çatışması // Samuel P. Huntington


Kitap eleştirisine başlamadan önce sosyoloji konusunda bilgi ve ilgimin olmadığını, dünya gündemi hakkında da Tv kanallarının öğrenmemi istediği kadar bilgi sahibi olduğumu belirtmek isterim. Bu nedenle eleştirilerimde anlamadığım için yanlış değerlendirmelerim olabilir, affola...

Samuel P. Huntigton 1993 yılında Foreing Affais isimli akademik bir dergide Medeniyetler Çatışması tezini makale olarak yayımlamış. Bir süre sonrada kitap haline getirmiş. Huntington tezinde dünyamızda şu anda 7-8 kadar medeniyetin ayakta kaldığını, ABD ile Avrupa medeniyetinin dünyaya hakim olduğunu ancak konfüçyüsyen medeniyeti olarak tanımladığı ve başını Çin' in çektiği medeniyetin İslam medeniyeti ile ittifak halinde olduğunu, Avrupa ve ABD medeniyetini yok etmeyi amaçladığını vurguluyor. Gelecek dönemde savaşların ülkeler ve dinler arasında değil medeniyetler arasında olacağını öngörüyor. Delil olarak da Çin in İran'a nükleer silah sattığından ve Bosna savaşından dem vuruyor. Ülkemiz hakkındaki değerlendirmesinde ise; Türkiyenin yaşam tarzıyla islam dünyasına sırtını döndüğünü, Avrupa Birliğinin ise topluluğa kabul etmeyeceğini, bunun üzerine Türkiye' nin Türki cumhuriyetlerle ittifak kuracağından bahsediyor. Huntigton makalesinden sonra verdiği bir çok mülakatta da görüşlerini tekrarlıyor. Aklınıza makale ya da kitabın sadece ülkemizden bahsettiği gelmesin. Japonya, Hindistan, İran, Saddam, Afrika toplulukları hakkında da bol bol sosyolojik terimlerle donatılmış tespitlerde de bulunuyor...

Okuduğum kitabın içeriğinde Huntigton' un tezini destekleyen ve karşı çıkan yerli yabancı bir çok yazarın makalesine de yer verilmiş. Huntigton'un tezine karşı aynı dönemde bir de antitez ortaya atılmış. Buna göre de gelecekte (1990 lı yıllara göre gelecek) medeniyetler çatışması ya da ülkeler arasında herhangi bir çatışma olmayacak. Ülkeler veya medeniyetler hesaplarını küçük gruplar aracılığıyla görecekler. Günümüzün Suriyesine bakıldığında bu tezin daha mantıklı olduğu görülüyor.

Huntigton'u eleştiren yazıların içerinde en anlaşılabilir ve farklı çerçeveden bakan makaleyi o dönemde akademisyen olan, kısa bir süre önce Başbakanlıkta yapan Ahmet Davudoğlu yazmış. Huntington'un asıl yapmak istediğinin eğemen medeniyetlere, diğer medeniyetler üzerinde baskı kurabilmek için  akademik bir  neden ortaya koymaya çalıştığını ileri sürüyor. Kelile ve Dimne' nın kitabındaki kurdun dere kenarında otlayan keçileri yemek için suyumu bulandırdılar bahanesi gibi Huntigton' un da bahane ürettiğini öne sürüyor.  Çin'in islam ülkeleriyle ittifak halinde olduğu ve İran' a silah sattığı tezini, Çin' in müslümanlara karşı uyguladığı zulmü ve Bosna katliamı sırasında hiç sesini çıkarmamasıyla çürütüyor.

Sonuç olarak ülkelerin yönetim şekilleri, gelecekte neler olabileceği, din, kültür ve  medeniyet gibi kavramların ulusların geleceğine etkilerinin neler olabileceği gibi konular ilginizi çekiyorsa bu çalışma ufkunuzu açacaktır. Yoksa çalışma biraz zor gelebilir değerli okur.

Sevgiyle kalın, kitaplara sarılarak uyuyun...

Daha önce Türkçe`de Medeniyetler Çatışması adıyla yayımlanan kitapta yalnızca Samuel P. Huntington`ın 1993 yılında yazdığı makale yer alıyor. Medeniyetler Çatışması kitabının tamamı Türkçe`de ilk kez yayımlanıyor.

1993 yazında Foreign Affairs`de Samuel Huntington`ın "Medeniyetler Çatışması mı?" adlı makalesi yayımlandı. Ünlü gazetenin editörleri, George Kennan`ın 1940`lardaki baskı dönemi üzerine yazdığı "X" adlı makalesinden bu yana hiçbir yazının bu kadar yankı getirmediğini belirtiyorlar. Makalesinde Huntington, gelecekte politikayı yönlendirecek olanın, medeniyetler arasındaki çatışmalar olabileceğini öne sürüyor. Kitabında medeniyetler arasındaki çatışmaların dünya barışını tehdit etmesinin yanı sıra, medeniyetler üzerine kurulmuş uluslararası bir dünya düzeninin savaşa karşı en iyi korunak olduğunu gösteriyor ve öne sürdüğü sorunun cevabını veriyor. Medeniyetler Çatışması, son yılların en çok tartışma yaratan kitaplarından biri.
"Alanında çok çarpıcı bir kitap. Günümüzde yaşanan uluslararası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor." Francis Fukuyama, The Wall Street Journal
"Müthiş akıcı, zekice yazılmış bir kitap." Newsweek
"Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması adlı kitap, Soğuk Savaş`ın sona ermesinden bu yana yazılan en önemli kitaplardan biri."