30 Mayıs 2016

Gerçek Özgürlük // Doğan CÜCELEOĞLU


Kitap hakkındaki fikirlerimi okumadan önce çocukca bir oyun oynamaya ne dersiniz? Evet dediniz değil mi :) Şimdi aklınından 1-9 arasında bir sayı tutun. Tuttuğunuz sayıyı 9 la çarpın. Elde ettiğiniz sayının basamaklarını toplayın. Yani 9 la çarpım sonucunda elde ettiğiniz sayıya ab diyelim, a+b=?. Çıkan sonucun ilk harfiyle bir ülke adı bulun. Ülkenin sondan 3. harfiyle de bir şehir. Şehrin baştan 2. harfiyle de bir hayvan bulun. Testimiz bitti, Sonuç için buraya tıklayın.

Önceki yazımda bahsettiğim okul müdüründen aldığım ikinci kitap. İlk kitap Hizmetkar Kim' e göre daha yoğun bir kişisel gelişim romanı. İşin hikaye kısmı özetle şöyle; Üniversite öğrencisi Timur kendisinden oldukça zengin Nesrin' e evlenme teklif eder ve reddedilir. Bu psikolojik çöküşle yolda yürürken emekli profesör Yakup Beyle karşılaşır. Ve bu kısa girişten sonraki romanın tamamı nerdeyse Timur ile Yakup Bey arasında geçen konuşmadan ibaret. Timur'un kendini bulma yolunda ilerlerken yaptığı sohbetler bazen sıkıcı bazen de yorucu ama hayatınıza renk katacak öğelerle dolu.

Bu arada test sonucunuzu tahmin ettiysem üzgünüm ama siz de bir kültür robotusunuz.... Yani siz de herkes gibi düşünüyor, muhtemelen herkes gibi yaşıyorsunuz. Ben söylemiyorum Doğan bey kitabında yazıyor.

Etkilendiyseniz hemen kitabı okumaya başlayabilirsiniz. Yok ya bu numaralar eskidi ben yemen bunları ya da ben daha önce duymuştum diyenlerdenseniz de okuyun kitabı. 

Son olarak yazımı okumayı başaran sabrınıza teşekkür ediyorum. Bol kitaplı günler hepinize... 



20 Mayıs 2016

Hizmetkar Kim ?



Mahallemizin İlk okul müdürünün emaneten verdiği bir kitap. Müdür dedimse öyle bilindik müdür profilinin dışında. Çocuklar, öğretmenler ve veliler tarafından sevilen güler yüzlü biri. Tanısanız sizde seversiniz eminim. Haliyle Müdürümün verdiği üç kitaptan ilkini ön sıraya alarak okudum.

Yağmur bir şirkette yönetici konumunda, hepimiz gibi günleri birbirinin fotokopisi şeklinde geçen biridir. Yine öyle bir gün mahalle camisinin hoparlöründen verilen ölüm ilanında kendi adını duyar ve aynı gün gizemli bir mektup alır. Cenazede kendisini bulan gizemli kişi tarafından Hizmetkar olma yolunda yoğun bir eğitime tabi tutulur. Eğitimler sırasında sır perdesi açılır, Hz. Adem' in Cennetten kovuluşunu, Habil ile Kabil arasında yaşanan ilk cinayeti, Hz İsmail' in kurban olayını gözleriyle görür. Şeytanın insanları nasıl kandırdığına tanıklık eder. 

Yazar vicdan, akıl, rahat, uyku ve ruh gibi kavramların insan üzerindeki etkilerini hikayeleştirerek etkili bir şekilde anlatmış. Kitabın dili sade ve akıcı. Birazda dini konulara ilginiz varsa Ramazan ayı öncesi güzel bir motivasyon kaynağınız olabilir.

Bu arada hocamın verdiği ikinci kitabı da yarıladım sayılır ve o kitapta kişi psikolojisi üzerine. Okumam için verdiği kitaplara bakılırsa Müdürüm benim kişisel gelişimimde bir eksiklik görmüş olmalı. Belki de ömrünü insan yetiştirmeye adamış biri alelade kitaplar yerine seçmece gelişim kitapları okumama vesile oluyordur. Ne dersiniz  :))

Kitap ve sevgiyle kalın...


14 Mayıs 2016

Çavdar Tarlasında Çocuklar // J.D. Salinger


Hiç bir şey anlatmadığı halde saflıklarıyla kendini dinletmeyi başaran çocukları bilirmisiniz? Bu tip çocuklarla karşılaştığınızı bende biliyorum aslında ama aklınızdan biri geçsin diye sordum soruyu. Bu aralar kafam dolu ve yorgunum diyorsanız bu saflıkta bir muhabbeti okuyabilirsiniz. Yanlış anlaşılmasın, roman o kadar da boş değil. Mesela stylist.co.uk sitesi tarafından en iyi ve en ironik giriş cümlesiyle başlayan eserler kategorisinde 1. sırada, en iyi kapanış cümlesi kategorisindeyse 15. sıradaymış.

Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner.
Holden Couldfield yatılı olarak okuduğu Pencey Prep' ten Noel tatiline üç gün kala derslerindeki başarısızlık nedeniyle atılır.  Noel tatilinden önce eve gelişini ailesine açıklayamayacağı için üç gün dışarıda yaşamak zorunda kalır. İşte Holden bize bu üç gün boyunca hayatına giren insanları tüm saflığıyla ve doğallığıyla anlatır.  

Roman daha önce Gönülçelen ismiyle ülkemizde yayımlanmış. Roman kahramanımızın çavdar tarlasında oynayan çocukların uçurumdan düşmemesi için koruma olma hayali nedeniyle olsa gerek başka bir çevirmen ve farklı bir yayın evi tarafından bu isimle basılmış. Bu arada çevirmen oldukça başarılı bir iş çıkarmış. 

Kitabın Amerikada lise düzeyinde ve bir çok kütüphanede yasaklı olduğu ilginç bir anektod olarak burada dursun...

Hepinize bol kitaplı günler dilerim.

Arka Kapak...

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.
Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın.
1993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963'ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

12 Mayıs 2016

İstanbul Hatırası // Ahmet ÜMİT


Ahmet ÜMİT' in Beyoğlu Rapsodisinden sonra okuduğum ikinci romanı. Beyoğlu Rapsodisinde beni ters köşeye yatıran sonla karşılaşınca, İstanbul Hatırası' nda daha dikkatli bir okur oluvermişim. Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi misali.

Yaptığımız girizgahtan sonra romanımızın polisiye olduğunu anlamışsınızdır sanırım. Artık mesleğinin son demlerini yaşayan emektar Başkomiser Nevzat çözmeye çalıştığı seri cinayetleri anlatıyor. Yine tarihle iç içeyiz. İstanbul Sarayburnunda bulunan Atatürk heykelinin önüne bırakılan bir cesetle başlıyor soruşturma. Aynı anda da İstanbul' un kurulduğu yıllara hayali bir zaman makinesiyle ışınlanıyoruz. Taa İstanbulun kuruluşundan günümüze doğru seyahate çıkıyoruz. Her yeni günde farklı tarihi mekanlara avuçlarına sıkıştırılan tarihi sikkelerle (madeni para) bırakılan cesetler yaptığımız hayali yolculuğun duraklarını işaret ediyor bize. Seri cinayet soruşturmasından sıyrıldığımız aralarda ise Nevzat' ın çocukluk arkadaşları Demir ve Yekta ile de tanışıyoruz. Bu üç arkadaşın da ortak arkadaşları Handan' a olan aşklarını okuyoruz. Soruşturma devam ederken de Nevzat' ın yardımcıları Zeynep ile Ali ile birlikte bir tarikatın kapısından bakıyor, sonra İstanbul' daki tarihi eserleri koruma iç güdüsüyle kurulan İstanbul Savunma Derneği üyelerini irdeliyoruz. Sonrasında ise İstanbul'daki tarihi eserlerin yaşanılır mekanlar yaparak korunması gerektiğine inanan zengin bir iş adamı çıkıyor karşımıza...

Cinayetlerin kusursuz işlenmesi ve cesetler üzerinden profesyonelce verilen mesajlar bana ütopik geldi. Bunun yanında her cinayetle İstanbul' un kuruluşundan günümüze gelen zaman yolculuğu ise okurun gözlerini pörtletecek kadar mükemmel. Sonra her bölümün başında yapılan İstanbul güzellemeleri var ki, ne kadar etkileyici olduğunu anlatmaya benim kelime hazinem yetmiyor maalesef...

Eğer polisiye seviyorsanız romanın sizi alıp götüreceğine eminim. Üstelik cep boy basımı yapılmış ve oldukça ekonomik. Endişelenmeyin, seveceksiniz :)

Sevgiyle kalın...



2 Mayıs 2016

Nefes Nefese // Ayşe Kulin


Yahudi soykırımı tarihin en trajik belki de en kafa karıştırıcı olaylarından biridir. Hitler'in Kavgam kitabını okuduğunuzda yahudilerden nefret etmek için kendince haklı sebepleri olduğunu görürsünüz. -Kavgam hakkındaki yorumumu BURAYA tıklayarak okuyabilirsiniz.- Ancak şimdi orayı kim okuyacak diye düşünenler ve konu bütünlüğü için kısaca burada da bahsedelim. Hitlerinde komutan olduğu Almanya, 1. Dünya savaşında yenilmiştir. Savaştan sonra Almanya'yı ülkesi için hayatını ortaya koyanların yerine asker kaçakları ve yahudilerin yönetmeye çalıştığını fark eder. Üstelik yenilgide 1. Dünya savaşı sırasında yahudilerin etkisiyle greve giden silah fabrikalarının etkisinin büyük olduğunu düşünmektedir. Bu nefretler birikiminin her biri soykırıma giden yol taşlarıdır.

Ayşe Kulin de bu romanında soykırımın zirve yaptığı dönemi yani 2. Dünya savaşında yahudilerin Türk Büyükelçilikleri tarafından kurtarılmalarını konu alıyor. O dönemde, Avrupanın bir çok şehrinde yahudi olduğu tespit edilenleri toplama kapmlarına alınmaktadır. Sonrası ise malüm. Büyükelçiliklerimiz ise Türk vatandaşı olan ya da en azından atalarından Türkiye de bulunmuş olanlara Türk Pasaportu vererek Türkiye' ye kaçırma derdindedir.

Olayın hikaye kısmı ise kısaca şöyle; Osmanlının son Sıhhıye Nazırı Fazıl Reşat Paşa' nın kızı Selva ile Musevi delikanlı Rafael Alfandari evlenmeye karar verirler. Ancak iki gencin aileside bu evlilige onay vermez. İki genç mutlu olmak ümidiyle Fransaya yerleşmeye karar verirler. Bu kezde başları nasizim ile derttedir. Sonrasında ise zorlu bir tren yolculuğu ile kurtuluş hikayesi başlıyor. Özellikle Selva ile büyükelçilik görevlileri Tarık ve Macit' in etrafında dönüyor olaylar.

Ben Nefes Nefese'yi okuyuncaya kadar İspanya yahudilerinin II. Beyazıt tarafından kurtarıldığını, bunun dışında yahudilerle doğrudan irtibatımızın olmadığını düşünüyordum. Meğer Büyükelçilerimiz tarafından da kurtarılan binlerce yahudi varmış. Öğrenmiş oldum. Bir de İnönünün ülkemizi 2. Dünya savaşına sokmamak için yaptığı oyalama politikasından övgüyle bahsedilmiş.

Son söz olarak; elbette hitlerin cezalandırma yöntemini onaylamak mümkün değil. Bütün bunların yanında günümüzde bile Hitleri çileden çıkaran davranışların, daha açık yazmak gerekirse tüm köşe başlarının yahudiler tarafından tutulduğunu ve dünyaya hükmetme gayretinde olduklarını düşünüyorum.

Roman mı? Akıcı, sıkmayan okunabilecek bir kitap.

Sevgiyle kalın...