30 Ocak 2016

Hz Muhammed // Tolstoy

Tolstoy

Naptın sen Tolstoy? Bir çuval inciri berbat ettin. Sen olayı yanlış anlamışsın...  

Olaya pat diye ortasından giriş yaptım sevgili okur, kusura bakma. Anlatmaya  baştan başlıyorum. Bizim ünlü yazar Tolstoy aslında dindar bir Hristiyan olarak yetiştirilmesine rağmen ömrünün sonlarına doğru İslam dinine merak duyuyor. 1908 yılında Hindistanlı alim Abdullah El Sehrüverdi' nin "Hz. Muhammed' in Hadisleri" kitabını okuyor. Derlediği hadislerin içeriğine bakılırsa Allah inancı, eşitlik, fakirlik ve insan olma konularındaki hadislerden çok etkilendiği anlaşılıyor. Ve o yıllarda bir risale yayınlıyor ancak dönemin Rusya' sı kitabı gözden uzak tutmayı başarıyor. Aynı kitap 1990 yılında orijinal ismi olan "Hz.Muhammed' in Kuran' a Girmemiş Hadisleri" adıyla yeniden yayınlanıyor.

Naptın sen Tolstoy? Bir çuval inciri berbat ettin olayı da tam burada. Tolstoy muhtemelen Kuran-ı Kerimin yazarının Hz Muhammed olduğunu sanıyor. Efendim, İslam dinine göre (benimde şüphesiz inandığım) Kuran- Kerim peygamberimize Cebrail meleği aracılığıyla yazdırılıyor. Bu olaya Vahiy deniyor. Yani Kuran-ı Kerim peygamberimizin zekasının ürünü değil, Allah'ın kelamıdır. Bu nedenle inandığını beyan eden her insan Kuran' da yazılı bulunan, değişmez, değiştirilemez, değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen kurallara uyacağını beyan etmiş olur. Hadis ise Peygamberimizin kendi zekasının ürünü olan tavsiyelerdir. 

Kitabımızın Türkçe baskısını yapan editörlerimiz bu hatayı fark ederek adını Hz Muhammed olarak değiştirmişler. Çokta iyi yapmışlar. Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm derlediği hadislerden, ikinci bölüm çocukları Müslüman olmak isteyen Yelena Vekilova ile İslam dininin üstünlüğü üzerine yaptığı mektuplaşmalardan, üçüncü bölüm Tolstoy' un itiraflarından, dördüncü bölüm ise kitabın kaynağını oluşturan orijinal Rusça metinlerden oluşuyor.    

Keyifli okumalar, selametle kalın...

25 Ocak 2016

Bay Düdük // Aziz Nesin

Aziz Nesin


Aziz Nesin efendiyi çok ama çok geç tanımışım. Aziz Nesin kitaplarını raflarda gördüğümde içimde bir ürperti, aman benim elimde görünmesincilik olurdu. Neyse ayrıntısını ve içeriğini bilmediğim, ülkemizin travma yaşamasına neden olan olaylara hiç girmeyelim.

Bay Düdük yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Bir günde bitirdiğim nadir kitaplardan. Tam bir çerez- çekirdek tadında. Okudukça okuyasın geliyor. Kitap bittikçe tadı damağında kalıyor.

Yazar yine küçük hikayeciklerle bireyi, toplumu, devlet dairelerini ve yöneticileri eleştiriyor. Muhtemelen anlattıklarını yaşamış olsanız sinir krizi geçireceğiniz olayları Aziz Nesin' in kaleminden okuyunca elmacık kemikleriniz ağrıyana kadar gülüyorsunuz.

İçindeki hikayeler;

Bay Düdük
Uçuruma Gidiyoruz 
Yüce Katına 
Ez Kurmancım 
Herkes Kazanıyor 
Dayak Yemeden Duramıyorum 
Ali Beyle Bir Konuşma
 Sen Haline Şükret 
Bayan Aranıyor 
Sen Biraz Bekle 
Yeşil Şapkanın Evrakı 
Cürme Teşfik 
Ayağını Kaldır Paşam 
Abo Çavuş

Canınız sıkıldıkça okuyun, gülün...


23 Ocak 2016

Olasılıksız // Adam Fawer


Şansa inanır mısınız? Ben son zamanlarda inanır oldum. Hatta ilginçtir ki moral motivasyonu yerinde olan kişilerin şanslarının hep yaver gittiğini düşünmeye bile başladım. Madalyona diğer yönden bakıldığında da aslında farklı bir şey yok. Dertler gelmeye başladı mı ardı arkası kesilmiyor, psikoloji çöktükçe dahada toplanıp insanın tepesine tepesine biniyorlar sanki.

Adam Fawer olaya benim gibi bakmıyor.  Çok iyi bir olasılık hesaplayıcısı iseniz şans oyunlarında bile bu yeteneğiniz sizi başarıya götürecektir. Biraz amiyane olacak ama benim kitabı okuduğumda tam olarak hissettiğim şu; bir sınıf hayal edin. Tahtadaki hoca öğrencilerin neredeyse tamamının anlayamadığı bir konuyu anlatıyor. Aradan pişkin bir öğrenci çıkıyor "ya hocam iyi güzelde bu anlattıklarınız gerçek hayatta ne işimize yarayacak" diye patlatıyor soruyu. Hocamız da madem sordun diyerek başlıyor hikayemizi anlatmaya. Olasılık denen şeyin nasıl hayat kurtardığını, nasıl zengin ettiğini, ne büyük bir üstün yetenek olduğunu ispatlamaya çalışarak.

Popüler kültürün baş tacı yaptığı, best sellerden inmeyen ve çok sayıda ödül almış kitabı, kıytırık bir bloggerin yerin dibine sokmaya çalıştığını düşünmenizi istemem. Söylemek istediğim zorlamalarla dolu bir kitap olduğudur. Hele son bölüm, parmak iziyle girilen odalar, birbirini öldüren ajanlar, yaralı ajanların pes etmeyi bilmez mücadeleleri ve patlama sahneleriyle James Bond filminden alıntı.

Kitap içerik olarak gelişmiş bir olasılık hesaplayıcısının tahminlerinin tam tutarlı olduğu hatta dahada ilerledikçe geleceği bile görebileceği kurgusu üzerine kurulu. Dejavu olayını olasılıkla ilişkilendirme var. Bunun yanına bilim kurgu ve macerada eklenmiş. Mesela çeşitli istihbarat örgütlerinin bilim adamlarını takip ederek bilimsel gelişmelerin çalınması, ajan savaşları, işkenceler ve bol kovalamaca dolu.

Ne derler bilirsiniz. Okumak güzeldir.

13 Ocak 2016

Kazım Karabekir Anlatıyor // Uğur Mumcu



Merhabalar değerli kitap severler...

Bu güne kadar aldığınız inkılap tarihi derslerinde bir bütünün tamamen oluşmadığını, sanki puzzele nin eksik parçalarının kaldığını düşündüğünüz olmuş muydu?  Mesela Kurtuluş Savaşında büyük başarılar gösteren komutanlara ne olmuştu hatta neden İstiklal Mahkemelerinde idamla yargılanmışlardı?

İsterseniz hikayeyi başa alalım. Daha doğrusu Uğur Mumcu' nun 10-29 haziran 1990 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı yazı dizisinin Kazım Karabekir Anlatıyor ismiyle kitaplaştırılan eserden Kurtuluş Savaşımız ve hemen sonrasına bakalım.

Kazım Karabekir Kurtuluş Savaşından sonra "İstiklal Harbinin Esasları" isimli bir kitap yazar. Ancak bu kitap basım halindeyken toplatılarak yakılır ve Kazım Karabekir' in evine baskın yapılarak evde kalan nüshalarda toplatılır. Atatürk' e Kazım Karabekir' in bu eserinden bir nüsha verilir. Atatürk bu esere karşılık 9 sayfa ve 33 maddelik bir cevap metni yazar. Daha sonrasında 1933 yılının Milliyet Gazetesinde "Millici" mahlasıyla (bu günün tabiriyle nickname) bir yazar Kazım Karabekir' in doğu illerini kapsayan milli mücadelesinin tüm Ülkeyi kurtarmaya yetmeyeceği vurgulanarak eleştirir. Kazım Paşa Millici mahlasını kullanan kişinin Atatürk olduğunu o değilse bile yazıyı onun yazdırdığını düşünerek yazı dizisi halinde cevap yazarak Milliyet gazetesine gönderir.

Kurtuluş Savaşı dönemimizi Kazım Karabekir' in anılarına dayanarak Uğur Mumcu' nun kaleminden en başa alalım isterseniz. Kazım Paşa Atatürk' ü Anadolu'ya geçme konusunda kendisinin ikna ettiğini özellikle vurgulayarak Atatürk'ün asıl amacının İstanbul' da kalarak Harbiye Nazırı (Savaş İşlerinden sorumlu bakanlık, O tarihte Genelkurmay Başkanlığı tarafından yönetiliyor. Günümüzde Milli Savunma Bakanlığı) olmayı amaçladığını hatta Sultan Vahdettin' e damat olmaya çalıştığını bu nedenle o tarihlerde Konya' ya görevli olarak gönderilmesine rağmen hastalığını bahane ederek gitmediği iddiasında bulunuyor. Ancak bir şekilde saraydan uzaklaştırılmak istenen Atatürk' ün Samsuna gönderildiğini daha o gelmeden kendisinin Erzurum kongresi hazırlıklarını tamamladığını anlatıyor.

Savaş sonrasında ise paşaların genel görüşü saltanatın kaldırılması ancak hilafetin Osmanlı hanedanında kalması yönündedir. Kazım Karabekir bu konuda da Atatürk' ün isteksiz olduğu kanısındadır.  Atatürk' ün Balıkesir de Paşa Camiin de verdiği hutbe (hutbenin ayrıntısını okumak isterseniz TIKLAYIN ) ve sarıklı cübbeli kişilerle çektirdiği fotoğraflar Karabekir' in kuşkularını artırır. Parçaları birleştiren Karabekir paşa Atatürk' ün halife olmak istediği kanısına varır. Bu arada hutbeyi okumaya üşendiğinizi düşünerek kısaca özetleyeyim :). Atatürk bu hutbede Peygamber Efendimize (S.A.V.) övgüler yağdırdıktan sonra O nun güncel konularının da mescitte konuştuğunu yine aynı şekilde güncel konuların camilerde konuşulabileceğini söyler. Kazım Paşa Camilere siyasetin karıştırılmaması gerektiğini düşünerek buna itiraz eder. Sonuç olarak 1921 anayasasında hilafetin Osmanlı hanedanında kalması değiştirilemez madde olarak kabul edilir. (Böyle bir maddeyi ilk kez bu kitapta okudum)

Yukarıda bahsettiği görüş ayrılıkları olmasına rağmen Atatürk ile Kazım Karabekir' in arası çok iyidir. Ancak 2. meclisin toplanması konusundaki görüş ayrılıkları iki paşanın arasının iyice açılmasına neden olur. Atatürk ikinci mecliste daha hızlı yol alabilmek için görüş olarak kendisine yakın isimleri almak isterken Kazım Paşa bilgili ve dirayetli kişilerin meclise girerek demokrasinin özümsenmesi taraftarıdır. Kazım Paşanın anlatımına göre ikinci meclis yalakalardan oluşmuş ve dışarıda alınan kararların onay makamı olmuştur.  Bundan sonra da Kurtuluş Savaşında doğuda kazanılan zaferlerin küçümsenerek sadece batıdaki zaferlerle savaşın kazanıldığı algısının bilinçli olarak oluşturulduğu kanısındadır.

Cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması ve hanedanın yurt dışına sürülmesi konusunda görüşünün alınmaması hatta bilgi bile verilmemesi Kazım Paşa' yı Atatürk' ten iyice koparmıştır.

Dopdolu bir kitabı detaylı anlatmak çok uzun süreceği için yazıyı burada kesiyorum. Yinede bilmenizi isterim. Karabekir Atatürk devrimlerinin hiç birine karşı değildir. Sadece yöntem olarak halka dayatmak yerine eğiterek yerleştirme taraftarıdır. Yazar bunu anlatırken devrimci evrimciyi yedi olarak özetliyor.

Kitabı okuduğunuzda Karabekir Paşanın istiklal Mahkemesinde neler olduğunu ve nasıl beraat ettiğini, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kuruluşunu, Atatürk' ün kendisinden şüphelenmeye başlamasını, İsmet Paşanın dindar hocalara bakışını, Lozan konferansına Kazım Paşanın neden gönderilmediğini, devlet yönetiminde dinin neden kaldırıldığını, Musul konusundaki görüş ayrılıklarını ve o döneme ait daha bir çok konuyu okuyorsunuz. Sonunda ise Karabekir Paşanın kızı Hayat hanımla yapılan röportajda ise Karabekir paşanın aslında sanıldığı kadar dindar bir insan olmadığını, oruç tutmadığını hatta içki içtiğini ve çocuklarına da içirdiğini, Mustafa Kemal ile Atatürk' ün farklı kişiler olduğunu ve Mustafa Kemal' e büyük saygı duyduğunu okuyorsunuz.

Tarih meraklıları bu kitabı mutlaka okuyun.


7 Ocak 2016

Uzayın Bekçileri // Isaac Asimov



Merhabalar kitap dostu kardeşim.

Uzayın Bekçileri Isaac Asimov' un Ben Robot' tan sonra okuduğum ikinci kitabı. Yine fazla uzun olmayan kıvamında hikayelerden oluşuyor. Bu kez anlatımlar daha hayali ve betimlemeler daha yüzeysel. Robotlar ikinci planda. Kahramanlarımız ya uzaylılar yada uzaydaki insanoğlu. 

Isaac Asimov eğer uzaylılarla (varsa tabi) iletişim kurmadan hayal gücüyle bu kitapları yazıyorsa ayakta alkışlanacak bir hayal gücüne sahip demektir. Şöyle ki, hikayelerinden birinde uzaylıların oluşturduğu bir kuruldan ve kurulun kararlarından bahsediyor. Karara göre içinde canlıların bulunduğu ilkel bir gezegene müdahale edilmeyecek ve bu gezegen yıldızlar arası seyahati keşfedene kadar onunla iletişim kurulmayacaktır. Yani Asimov diyor ki; uzaylılar aslında bizden haberdar ama muhtemelen böyle bir kuralları olduğu için bize karışmıyorlar. Olabilir mi? Sorunun cevabını bilemem ama Haktan Akdoğan isimli biri HaberTürk' te Öteki Gündem isimli programda UFO ları açıklarken hep benzer varsayımları kurgulayarak anlatıyordu.  Bizden çok çok gelişmiş gezegenler olduğu gibi daha gelişimini tamamlayamamış çok ilkel gezegenlerin varlığından, sürekli bizi takip ettiklerinden hatta bir çok konuda bize yardımcı olduklarından bahsediyordu.

İnanıp inanmamak sana kalmış değerli okur. Ama kitabı okumaya karar verirsen Yerin Altında, Uzayın Bekçileri, Fıkra Anlatıcısı, Kozmik Kuluçka Makinası, Ölüm İlanı, Saha, İşmu Şiirler isimli hikayeleri okuyacaksın demektir.

Benim favori hikayem Ölüm İlanı'ydı 

Keyifli okumalar

  

2 Ocak 2016

Memleketin Birinde // Aziz Nesin



Kitaptan bahsetmeden önce yeni yılın kutlu, mutlu, sağlıklı, huzurlu, seni hayallerine ve hedeflerine ulaştırdığı, bol kitaplı bir yıl olsun sevgili okur.   

Aziz Nesin' in bol bol masal anlattığı, 1958 yılında yayımlanmış kitabının adıdır "Memleketin Birinde". Kitabın başına Aziz Nesin ile yapılmış röportaj yerleştirilmiş. Röportajı okuduğunuzda ilerleyen sayfalarda okuyacağınız masalların aslında "bu dizideki tüm kişi ve kurumlar hayal ürünüdür" tadında, gerçeğin masallaşmış hali olduğunu anlıyorsunuz.

Yazar bizim gözümüzü, Merhumun Vasiyeti, Esneyen İnsanlar Ülkesi, İnsan Olun Yavrularım, Bir Zamanlar, Çoban Köpeği ile Motorlu Tren, Bir Çin Hikayesi, La Fontaıne'in Yazamadığı Masal, Padişaha Giren Kazık, Hazinedeki Paslı Teneke, Sadrazam Eşek masallarıyla açmaya çalışıyor.  Masalın birinde aptallığı kimsenin kendi üzerine almayışına gülerken diğerinde bir öküz ün nasıl ormanın kralı olabileceğine tanıklık ediyoruz. Ve daha neler neler :)

Okuması eğlenceli, kolay bir kitap. Tavsiye ederim.

Keyifli okumalar...