27 Aralık 2015

Isaac Asimov // Ben Robot


Isaac Asimov' un yazdığı tüm kitapların okunması gerektiğini yazan bir paylaşım ve bu paylaşımı destekleyen bir kaç post daha yazarı okuma listeme eklememi sağlamıştı. Bu şekilde okuma listenize aldığınız kitaplarda beklenti yükseldiği için riskte yüksektir. Hele ki yazarın 1950 lerde bu kitabı yayımladığını düşününce bilim kurgunun komediye dönüşme durumu da kuvvetle muhtemeldir.

İlk on sayfada endişelerimin yersiz olduğunu anladım. Roman öyle sağlam temellere oturmuş ki bırakın komediye dönüşmeyi bilim kurgu iliklerinize işliyor. 

  • Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
  • Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
  • Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla mükelleftir.

İnsanlık bu üç temel kuralı ihmal etmeyecek şekilde robot yapmaya ve geliştirmeye başlamıştır. Robotların ihmal edemediği üç ilke ile insanlık tamamen koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Ancak robot teknolojisinin gelişmesiyle yeni bir kurala daha ihtiyaç duyulmuştur.  Ve bu kural diğerlerinden daha da önemlidir. Sıfırıncı kural;

  • Bir robot insanlığa zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
      
Artık ilk üç kuralımız sıfırıncı kural ile de çelişemeyecektir. 

Kitaptaki birbirine bağlı tüm hikayeler bu kurallar nedeniye beklenilen davranışları göstermeyen robotları konu almaktadır. Hikayelerde 1982 doğumlu Susan Calvin' in robopsikolog olarak bir bölümde robotun neden yalan söylediğini, diğerinde neden saklandığını çözmeye çalışırken buluyor başka bir bölümde ise kendini peygamber zanneden bir robotla mücadelesini okuyoruz.

Biraz olsun bilim kurgu seviyorsanız yada merakınız varsa okuyun. 

Son söz olarak Isaac Asimov ile daha işim bitmedi...

İçimizde Bir Yer // Ahmet Altan



İçimizde Bir Yer Ahmet Altan' ın aşkı, ayrılığı birazda cinselliği katarak yorumladığı denemelerinden oluşan kitabı. Akıcı, insanı yormayan bir dile sahip. Bir çok yazara ve hikayesine atıfta bulunuyor. Alıntılama yaptığı hikayelerde ilginç ve merak uyandırıcı. Öyle ki bu kadar geniş yelpazede örneklemede bulunabilen birinin yazdıkları elbette okunur havası oluşturuyor.   

Yazar kitabın bir çok bölümünde yaratıcıya Tanrı diye hitap ediyor, Üstün yetenekleri ve gücü olan bir canlıyla konuşmaya çalışıyor sanki. Onu ve yaptıklarını irdelemekten çekinmiyor. Hristiyan inancındaki doğan tüm çocukların günahkar doğması gibi tüm insanlığın içinde bir yere yalnızlık yerleştirdiğine inanıyor. Nasıl ki dünyaya gelen insan günahkar doğmaya mahkumsa insanda ne yaparsa yapsın bu yalnızlıktan kurtulamayacaktır kanıksatmaya çalışıyor.   

Hayalindeki tanrıyı neden-sonuç ilişkisiyle sorgulayan yazar kitabının sonunda ise ondan af diliyor.
Hazreti Musa gibi Tanrıyla konuşmak isterdim.
"Gençleri affet derdim ona.
Sonra usulca eklerdim.
"Beni de affet"
"Affedememi affet benim"
Keyifli okumalar... 

18 Aralık 2015

Yüzyıllık Yalnızlık - Garcia Marguez


Sevgili okur, kitap raflarında gezinirken bu kitabı görürsen görmezden gel. Google amcanın karşınıza çıkardığı diğer sitelerindeki "Dünya klasikleri arasında, muhhteşşşemm bir esser" anlamına gelebilecek açıklamalara kesinlikle kanma. Neden mi?

Kolombiyalı yazar aslında kendi çocukluğunu, çevresini ve iç savaş dönemde kendi köyünde geçenleri isimlerini değiştirerek aktarmış. Örneğin yazarın çocukluğunun geçtiği Aracataca kasabası romanda karşımıza Macondo olarak çıkıyor. Bu kasabada Albay Aureliano isimli bir baş karakterimiz yaşadığını ve tüm çevresinin tek tek romana konu olduğunu anlıyoruz. Eee sorun nerede dediniz değil mi :) İşte kabus burada başlıyor. Birbirine benzer isimler karakterlerin karışmasına neden oluyor. Olaylarda karmaşıklaşınca ortalık toz duman oluyor.  Kasabada güvenlik olmadan musmutlu yaşayan insanların başına bir şerif yada hakim gibi birşey atanıyor ama kasabalı şerifi kovalıyor. Sonra aynı şerif kızlarıyla beraber tekrar geliyor ve Albay Aureliano ile anlaşarak yerleşiyor. Sonra köye birde papaz görevlendiriliyor. Papaz kasabada kısa süre kalmayı planlarken yerleşiyor. Sonra Albay iç savaşa katılmak için kasabadan ayrılıyor. Kasabada herkes Albay'ın öldürüldüğü haberine inanırken adam yılllaaar sonra çıkıp geliyor. Birde bu Albay' ın sürekli toprak yiyen bir kız kardeşi var. Bir ara yaratıklı olayların yaşandığı, rüyamıydı yoksa gerçek mi yada kimin yaşadığını anlayamadığım bir şeylerde okuduğumu hatırlıyorum.  Başlarda bir yerde birileri kasabaya ulaşım için tren yolu da yaptırmıştı ama kim olduğunu lütfen sormayın. Ortalarda bir yerlerde -başlarda da olabilir- kasabaya uykusuzluk salgını bulaşıyor, sonra uzun yıllarr yağmur yağıyor ve sanırım o lanetli evi de karıncalar yiyerek yıkılma noktasına kadar getiriyorlar. 

Lütfen yanlış anlaşılmasın. Kitap yukarıda yazılanları mı anlatıyor bilemem ama ben bu kadarını anladım.

Son söz olarak değerli okuyucu, bu kitabı neden bitirdin dediğini duyar gibi oluyorum. Ben kitabı sabrımı ve azmimi test etmek için bitirdim. Aynen yazıyı buraya kadar sabırla okuyan senin gibi çok saygıdeğer, sevgili ve azimli okur. Seni alkışlıyor ve önünde saygıyla eğiliyorum.

Selametle kalın...