29 Temmuz 2015

Mim: Book Courtship Tag



Kitap Eylemi blogunun sahibesi tarafından mimlenmişim. Özellikle kitaplar konusunda beni mimleyerek bloglar arası bir aktiviteye dahil ettiği için kendisine teşekkür ederim. Mimlendiğim konuyu merak ettiysen TIKLA

Adım 1: İLK BAKIŞ-Kapağı yüzünden aldığın kitap ?

Kitapların kapaklarından etkilendiğim doğrudur. Aklımda bir kitap yoksa kapak ve arka kapak tazısı önemlidir benim için. Hakan Yılmaz Çebi son dönemde kapağı nedeniyle aldığım kitaba en iyi örnektir.


Adım 2: İLK İZLENİM- Arka kapak yazısı yüzünden aldığın kitap?

Oldukça etkileyici bir tanıtım yazısı vardı.


Adım 3: TATLI DİL -Harika üslupla yazılmış kitap?

Aziz Nesin'in Sizin Memlekette eşek yok mu kitabı aklıma gelenlerin arasında ilk sırada. Okurken kahkaha attığım bir kitap



Adım 4: İLK BULUŞMA-Sana serinin devamını aldırtan serinin ilk kitabı ?

Üzgünüm. Okuma listemde seri var ama şu ana kadar okumadım.

Adım 5: GECEYARISI TELEFON KONUŞMALARI -Seni bütün gece ayakta tutan kitap ?

Halit Hüseyni nin her romanı gibi Uçurtma Avcısı da süperdi.


Adım 6: HER ZAMAN AKLIMDA-Aklından çıkaramadığın kitap ?

Tartışmasız Buket UZUNER in Kumral Ada Mavi Tuna sı
Adım 7: FİZİKSELLEŞME (Gözler gözlerimde olayının artık ellerimdeye dönüşmesi) -Eline alıp okuduğunda sana güzel hissettiren kitap ?

Tek bir kitap seçmek zorundaysam Buket UZUNER'in Kumral Ada Mavi Tuna' sı. Ama zorunluluk yoksa liste uzar :)

Adım 8: AİLEYLE TANIŞMA- Ailene veya arkadaşlarına önereceğin kitap ?

Tam da bu nedenle blogumda okuduğum kitaplara yer veriyorum :) Kahretsin zorunluluk, Aşkın Gözyaşları diyorum :)



Adım 9: GELECEK PLANLARI-Gelecekte tekrar okuyacağını bildiğin kitap ya da seri?

Okuduğum bir kitabı tekrar okumak gibi bir alışkanlığım yok aslında ama Aziz Nesin bu durumu değiştirebilir.

Ben de blogunu takip etmekten zevk aldığım Kalemderi' yi  mimliyorum. 

24 Temmuz 2015

Sizin memlekette eşek yok mu?


Bundan yıllaaarrr önce Milliyet Yayıncılık çeşitli yazarların kitaplarının (gazete kağıdına basarak) maliyetini düşürdükten sonra  uygun fiyata satarak kitapların satış rekorları kırmasını sağlıyormuş. Aynı teklifle Aziz Nesin' e gelmişler. Aziz Nesin hangi kitabını seçmesi gerektiğini düşünürken aklına uyanık okurların sorusu gelmiş.

En çok hangi kitabınızı seviyorsunuz?

Aziz Nesin e göre okur bu soruda aslında "ben sizin hiç bir kitabınızı okumadım, bana en sevdiğiniz kitabınızı söyleyin ki sizi ona göre tartayım,  beğenmezsem başka kitabınızı okumayacağım" demek istiyor.

Uyanık yazar ise genelde şöyle cevap verir. Bütün kitaplarımı severim, sevmeseydim yazmazdım değil mi efendim? Yazarınsa aslında amacı, bütün kitaplarımı alırsan senin içinde benim içinde güzel olur' muş.  Uzatmayalım. Sonuçta Aziz Nesin Milliyet Yayıncılık için bir kitabını seçmek yerine, o güne (1995) yılına kadar yazdığı kitaplardan "Aziz Nesin' in Aziz Nesin'den seçtikleri" alt başlığıyla bu kitapta topluyor. Özetle kitabın ortaya çıkış hikayesi böyle, ayrıntısıysa kitabın önsözünde güzel bir dille anlatılıyor.

Kitaba "O Geceyi Yazmak" isimli, öleceğini sandığı bir yılbaşı gecesi anısıyla başlıyor. Sonrasında birbirinden güzel, okurken kahkaha attıran hatta gülmekten karnımı ağrıtan bir sürü hikaye var. Bir sürü dedimse topu topu 16 tane ve kesinlikle yetmedi. 

Okumadıysanız mutlaka okuyun. Bir yazarın toplumsal yaralarımızı okuyucusuna kahkaha attırarak okuttuğuna şahit olacaksınız.

Bu arada benim favori hikayem "Alırsınız Cenneti". 

Son olarak "Kazan Töreni" adlı hikayeden küçük bir bölüm paylaşalım. Belki tadı damağınızda kalır;

Muhterem vatandaşlar!.. Bugün (çatal bıçak sesleri) açılış törenini yaptığımız Tezgâhtarağa Elektrik santralımızın dördüncü kazanının yerine konması münasebetiyle, hepinizi tebrik ederim. Bu kazanı, Amerika'dan hiçbir yardım görmeden, kendi kendimize yerine koyduk. Macar milli takımını 3-1 yenen azmimiz, enerjimiz, heyecanımız burda da kendini göstermiş, kazanın tam ocağın üstüne konulmasında, üç Amerikalı mütehassıs, iki mühendis, dört ustabaşından başka hiçbir yabancı kuvvete lüzum gösterilmeksi-zin, kazan-ı mezkûr, mahall-i mahsusuna kendi kuvvetlerimiz tarafından vazedilmiştir. Ancak kazan yerine konulduktan sonra, içindeki suyun bitürlü kaynamadığının sebebi araştırılınca, ocağın altı metre kadar kazandan geride kaldığı görülmüştür. Kazan ağır olduğundan, altına ayrı bir ocak yapılmasına teknisyenler lüzum görmüşlerdir. Bu kazan, Yakın Doğu, Orta Doğu ve Balkanların en büyük kazanıdır. Aynı zamanda kalaylıdır ve bakırdır. Kalaylı ve bakır olmakla beraber yalnız iki yerinden deliği olup, bu delikler, hiçbir Amerikan yardımına lüzum görülmeden kendi tarafımızdan üstüpü, eczalı pamuk ve kara sakızla tıkanmıştır. Deliklerden akan sular kazanın altındaki ocağı söndürmeyecek kadar cüz'i bir hale getirilmiştir. Eğer Terkos sulan kesilmemiş olsaydı, şimdi gözünüzün önünde, tecrübesini yapardık. Bu kazan, Kabakçı Mustafa isyanında Yeniçerilerin kaldırdığı kazan olup, oradan Sadrazam Kırkayak Halil Paşa'nın konağına götürülmüş ve bu konakta uzun zaman aşure kazanı olarak kullanılmıştır. Sonradan yandan çarklı araba vapurunun kazanı olarak uzun yıllar vazife görmüştür. Kazanın dokuz kulpu vardır. Biz ona yeni bir kulp uydurarak fabrikaya koyduk. Bu kazanın... 

22 Temmuz 2015

Kavgam // Adolf Hitler



Şu dünya ya gelmiş geçmiş en ilginç hayat hikayelerinden biri benim için tartışmasız Adolf tur. Kendisi memur çocuğudur. Anne ve babası, özellikle de babası Adolf' unda kendisi gibi memur olmasını ve rahat bir hayat sürmesini arzulamaktadır. Ama Adolf' un hayali bambaşkadır. O "adam" olmak istiyordu, memur değil. Ve hayalinde ressam olmak vardı.

Adolf gençlik yıllarında hayalinin peşinden Viyana'ya giderek Güzel Sanatlar Akademisin'de ressam olmak için kendi çizdiği resimlerle sınava girer. Aldığı puan ressam olmaya yetmez ancak rektör çizimlerinin mimarlık için daha uygun olduğunu söyleyerek mimar olmasının önünü açar. Adolf daha 16 yaşındadır. Resim yaparak hayatını kazanmakta ve mimari alanda kendini geliştirmeye çalışmaktadır. Herkes kadarda siyasetle ilgilenmektedir. 

Gençlik yıllarının başlarında Yahudilerin azınlık, güçsüz ve tehlikesiz bir topluluk olduğunu düşünmektedir.  Ancak zamanla bu düşüncesi değişir ve bu vurdumduymazlık gıcık olmaya dönüşür. Adolf bir yahudiyle herhangi bir konuda tartışıp ikna ettiğini ancak ertesi gün aynı yahudinin dünkü tartışma hiç olmamış gibi davrandığını, hatta ilginç bir şekilde sanki dünkü tartışmayı kendisi kazanmış gibi davrandığını görünce deli olur. Daha sonra basında ve siyasette bile gerçek anlamda kimsenin yahudileri eleştiremediğini fark eder. Resme daha dikkatli baktığında sayı olarak azınlıkta olan yahudilerin toplumsal hayatta tüm köşe başlarını tuttuğunu görür. Peki bunu nasıl yapıyorlar? Adolf cevabını şöyle veriyor. Mesela bir fabrikada patron ve işçiler bir anlaşmazlığa düşüyor. Patron işçilerinin hakkını tam anlamıyla vermiyor. Ortam yahudi için biçilmiş kaftan. O fabrikanın işçisi olmasa bile hemen işçileri haklarını savunarak güvenlerini kazanıyor. Bu kutlu (!) mücadelesinden sonra işçileri örgütlü olmaya ikna ederek sendika kuruyor. Tüm o topluluğun başına geçiyor. Sendikal faaliyet olarak işçi hakları üzerinde çalışmalar yaparak sendikayı olabildiğince büyütüyor. Bu konuda diğer köşe başlarındaki arkadaşlarının da desteğini unutmamak lazım. Sonrasında ilk fırsatta yada otorite boşluğunda işçileri organize ederek ve karşılanması imkansız talepler bahane edilerek genel grev ve sokak eylemleri yapmalarını sağlıyor. Ülkeyi ekonomik ve asayiş bakımından anında dibe çekiyor. Yöntem gerçekten etkili ve sadece sendikal faaliyet değil, fırsatını buldukları tüm alanlarda benzer çalışmalar yapıyorlar.. Ayrıca Adolf kaybedilen 1. Dünya Savaşı sonrasında Almanya' yı asker kaçakları ve yahudilerin yönetme gayretine ağır hakaretler savuruyor.  Hitlerin yahudilerden neden bu kadar nefret ettiğini günlüğünden anlayabiliyoruz ama soykırım nedir, sabun yapmak nedir arkadaş? 

Bir ressamı hitler yapma yolculuğunda yapı taşı olan başka bir düşüncesi daha var. Hiç bir fikir boşlukta yaşayamaz. Yani diyor ki karşı çıktığınız fikri savunan herkesi yok ederseniz o fikride yok etmiş olursunuz. Muhtemelen o günlerde fikir ve vicdan hürriyeti gibi kavramları düşünmeye fırsat bulamamış.

Kitabın dikkatimi çeken bir diğer bölümü ise propaganda. Almanya' nın savaşı kaybetmesinin en önemli nedeninin propagandaya önem vermemiş olması ve düşmanlarınınsa çok iyi propaganda yapmış olmasına bağlıyor. Propagandanın geniş halk tabakasına karşı ve ısrarlı bir şekilde yapılması gerektiği üzerinde uzun uzun duruyor.

Siyasi hayata Nasyonalist Sosyalist İşçi Partisinde propaganda sorumlusu olarak başlıyor. Parti büyüdükçe miting ve toplantılarını güvende yapabilmek için saldırı birimleri kuruyor. Yapılan toplantılarda kimse parti başkanının sözünü kesip tartışma çıkaramıyor. Biri böyle bir şeye yeltenirse saldırı birimi gereğini yapıyor. Ne hikmetse bu gelenek günümüzdeki partilerimizde de geçerliğini koruyor.

Adolf en iyi devlet yönetiminin tek bir kişini sorumluluğunda olması gerektiğini düşünüyor. Ancak bu kişi yaptığı işlerden sorumlu olmalıdır. Her yöneticide kendinden alttaki yöneticileri atayabilmeli ve o yöneticilerde mutlak - sınırsız yetkili olmalı. Burada parlamenter sistemi yaptıkları işlerden ve çıkardıkları kanunların sonuçlarından sorumlu olmamaları konusunda oldukça akılcı bir şekilde eleştiriyor.

Irk kavramı konusunda da oldukça katı. Irkların kendilerini korumaları gerektiği üzerinde duruyor. Hayvanlar aleminde bile melez ırkların soylarını devam ettiremediklerini kanıt olarak sunuyor ve Fransa' dan Avrupa kıtasını kendi ırklarını korumayarak siyahileştirdiği için nefret ediyor. Üstün ırkların zayıf ırklarla işbirliği yaparak daha güçlü olabileceği düşüncesini de aptalca buluyor.

Benim Adolf'un günlüğünden çıkarımlarım bunlar. O kalın kitapta kendi dönemini, muhalifleri vs. daha bir çok konu hakkında uzun uzun anlatıyor. Ancak benim ilgimi ve merakımı çekmediği için üzerinde düşünmedim ve araştırmadım. Belki sizin ilginizi çekebilirler.

Kitap hakkında gele bilgi Wikipedia' dan ;

Kavgam, aslen iki ciltten oluşmaktadır. Hitler bu eserin ilk cildini Kasım 1923'teki Birahane Darbesi'nin ardından, 9 ay Landsberg Cezaevi'nde hapis yattığı dönemde, dostu Rudolf Hess aracılığıyla yazmıştır (1924). İlk cilt 18 Temmuz 1925 tarihinde basılmıştır. Hitler kitabın ikinci cildini hapisten çıktıktan sonra, 1926 yılında kaleme almıştır.
Hitler, kitaba “Viereinhalb Jahre (des Kampfes) gegen Lüge, Dummheit und Feigheit” (Yalana, Aptallığa ve Korkaklığa Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele) ismini vermek istiyordu. Fakat kitabı basacak yayınevinin sahibi Max Amann bu ismin çok uzun olduğunu bahane etmiştir ve eser “Mein Kampf” (Kavgam) ismiyle basılmıştır.[1]
Yirminci yüzyıl siyasal tarihi açısından önemli bir yapıt olan bu eserde Hitler, “nasyonal sosyalizm” adını verdiği dünya görüşünün açıklamasını yapar ve amaçlarını bildirir. Hitler'in siyasal ve ekonomik tezlerinin yer aldığı, kapitalizmin ve Marksizmin eleştirildiği bu kitap, aynı zamanda bir otobiyografi olması nedeniyle de kıymete değerdir. Kapitalizme ve Marksizme karşı yeni bir politik sistemin önerisi sunulmaktadır; bu bakımdan Kavgam'da Hitler'in kendi politik kuramları yazılı haldedir. Hitler parlamenter demokrasinin eleştirisini yapmış, milliyetçiliğin karşıtı olan enternasyonalizmi dönemin sosyopolitik koşulları altında yermiş, Pancermenist idealler üzerine kurulu “Büyük Almanya” hedefini açıkça dile getirmiştir. İkinci cildin son kısımlarında, nasyonal sosyalist düzen kurulduğu takdirde Almanya'nın Doğu Avrupa'da gerçekleştireceği politikaları açıklamış olması, onun İkinci Dünya Savaşı yıllarında yapmış olduğu politikaların bir önizlemesidir ve dikkat edilesidir. Hitler, Almanya'nın başta Fransa ve Rusya olmak üzere, rakip devletlerle olan hesaplaşmalarını ve bu sorunlar hakkındaki fikirlerini de belirtmiştir.
Kavgam, Hitler tarafından Birahane Darbesi'nde (9 Kasım 1923) hayatını kaybetmiş diğer partililere ithaf edilmiştir; bunlar: Alfarth Felix, Bauried Andreas, Casella Theodor, Faust Martin, Ehrlich Wilhelm, Hechenberger Ant, Körner Oskar, Khun Karl, Lefore Karl ve Neubauer Kurt'tur.

2 Temmuz 2015

İmzaladım


Bir imzanın ne kadar önemi vardır yada imza kampanyası hedeflediği sayıya ulaşırsa ne kadar etkileyici olur bilmiyorum. Burada benim için önemli olan, hayatını istediği gibi yaşamaya çalışan insanlara destek olabilmek. 

Belki bireysel olarak, bilinçli tüketici olup aldığımız mallara dikkat edip dua etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Olsun önemli olan safımız belli olsun. Ama devlet olarak yapabileceğimiz bir şeyler vardır.

Kim bilir belki kampanya hedefine ulaşır da, TBMM bir girişimde bulunur.

Sende imza kampanyasına destek olarak Çin'in kınanmasını ve Ticari anlaşmaların Fesih edilmesini istiyorsan TIKLA