24 Mayıs 2014

OD // İskender Pala

OD- İskender Pala

İskender Pala günümüzün tartışmasız en etkili yazarlarından. Bunu kitaplarının çok satmasından ziyade okuyucu üzerinde bıraktığı etkisine dayanarak söylüyorum. Aslında var olan bu düşüncem OD romanını okuduktan sonra dahada perçinlendi. Yazardan bu kadar etkilenmişken arkadaşımın çekmecesinde bulduğum OD romanına da göz atmadan geçemedim. Aslında amaç kitaba bir giriş yapıp bırakmaktı ama kitabı bıraktığımda neredeyse yarılamıştım. Haliyle bitirmeden bırakmak olmazdı.

Yazarın yıllar önce okuduğum ilk romanı Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk da bahsettiği 'Leyla ile Mecnun' kitabıyla birlikte yüzyıllar boyunca süren dünya seyahatinde bulmuştum kendimi. İkinci okuduğum kitabı Efsane ile de Barboros olup tüm Akdeniz'de seyahat etmiştim. İskender Pala bu kez Bir 'Yunus' Romanı sloganıyla piyasaya sürdüğü OD romanında hem Yunus Emre ile hemde oğlu İsmail ile birlikte 13. yüzyılın Anadolusunda seyahate çıkarıyor bizleri. 

Kitap Molla Kasım'ın eline geçen Yunus Emre şiirlerini şeriata uygun bulmayıp bir kısmını -iki bin kadar- yakmasıyla başlıyor. 
Ben dervişim diyene 
Bir ün edesim gelir 
Tanıyuben şimdiden 
Varıp yetesim gelir 

Sırat kıldan incedir 
Kılıçtan keskincedir 
Varıp anın üstüne 
Evler yapasım gelir 

Altında Gayya vardır 
İçi nâr ile pürdür 
Varuben ol duldada 
Biraz yatasım gelir 

Ta'neylemen hocalar 
Hatırınız hoş olsun 
Varuben ol tamuda 
Biraz yanasım gelir 

Andan Cennete varam 
Cennette Hakık görem 
Huri ile gulmanı 
Bir bir kucasım gelir 

Derviş Yunus bu sözü 
Eğri büğrü söyleme 
Seni sigaya çeker 
Bir Molla Kasım gelir 
Ancak Molla Kasım yukarıdaki mısraları -özellikle son bölümü- okuyunca hatasını fark ediyor ve pişmanlık duyarak Yunus Emre'nin hayatını yazmaya başlıyor.

Roman bölüm bölüm ilerliyor. Bazı bölümleri Yunus Emre'nin dilinden bazı bölümleri ise oğlu İsmail'in dilinden anlamaya çalışıyoruz. 

Yunus Emre'nin anlattığı bölümlerde eşi Sitare yani Elif'e duyduğu aşkı, halkı için verdiği mücadeleyi, eşi Sitarenin ölümü ve oğlunu kaybedişi, eşine duyduğu özlem, oğluna tekrar kavuşmak için verdiği mücadele, dervişlik yolunda ilerleyişi, ebedi aşkı arayışı ve kendini şiire verişi etkileyici bir dille aktarılıyor.

İsmail'in anlattığı bölümlerde ise İsmail'in Haclı şövalyesi Arn'ın eline düşüşü, Arn Ustaya yardımcı oluşu, Tanrının varlığını ve tanrıyı sorgulayışı, babasına olan kini, usta bir işkenceci oluşu, lideri olduğu çocuklar çetesiyle verdiği hayatta kalma mücadelesi ve babasıyla karşılaşmasını okuyoruz.

İskender Pala bize Yunus'un ve oğlu İsmail'in hayatını okuturken aynı zamanda 13. yüzyıl Anadolusuna ışınlıyor adeta. Hem yaşananlarla heyecanlanıyoruz hemde dönemim başrolleriyle tanışıyoruz. Yunus'u önce Aslanlı Hünkar'ın yanında uzun süre odun toplarken görüyoruz, sonra bizi Hacı Bektaş, Tapduk Emre, Mevlana ve çeşitli şehirlerde yaşayan birçok evliyayla tanıştırıyor. Sonra ara ara Moğolları -çekik gözleri- Hasan Sabbah'ın Alamutlularını, Haclı Şövalyelerini, Hırsızları Ugursuzları görüyoruz.

Kitabın ismininde etkileyici bir hikayesi var. Buyrun okuyalım;
Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu; iki heceyle, OD-UN işte, ateş veren şey…Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, ‘OD’ a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben OD için gidiyordum
Bu yazıyı buraya kadar okuyacak kadar sabırlıysanız -tebrik/teşekkür ederim- tavsiyeme uyun, kitabı alın okuyun efendiler. Hatta tekrar tekrar okuyun. Beni anlayacaksınız. 
Önceki Yayın
Sonraki Yayın

Yazar Hakkında


Okumayı ve izlemeyi sever, yazmanın ise insana inanılmaz bir derinlik kattığına inanır. Çay vazgeçilmezidir. 90 ların müzikleriyle mest olur hatta kendinden geçer. 


2 yorum :

  1. İskender Palayı uzun zamandır takip etmiyordum. Hatırlattığın için teşekkür ederim. Emeğine sağlık efendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırlamanıza sevindim... Bu adam okunur hocam :)

      Sil