30 Nisan 2013

Git Kendini Çok Sevdirmeden

Tuna KİREMİTÇİ günümüz gençliğinin belki de en çok ilgi uyandıran yazarlarından biridir. Özellikle twitterda S.Balun ve Özdemir Asaf tan sonra en çok cümlesi paylaşılan yazar, benim gördüğüm. Cümlesi paylaşılan da biraz garip oldu ama sanırım twitter kullanıcıları tarafından rahatlıkla anlaşıldım. 

Gecen sene toplu olarak indirdiğim e kitapların içerisinde iki tane de Tuna KİREMİTÇİ nin kitabı vardı. Ya ondadır ya bunda tekniğiyle ilk olarak bu kitabı seçtim. 

Yazar Arda adında 42 yaşındaki bir kadının günlüğünü okutuyor. Öyle sürükleyicilik ya da acaba ne olacak durumu yok. Bol bol betimlemelerle dolu. Mesleğim gereği bir çok evi yada odayı yazılı olarak anlatmak zorunda kaldım. Benim için oda; kapıdan girişe göre sağda kanepe, karşıda pencere ve pencerenin önündeki masadan ibarettir. Ama edebi olarak odayı anlatmanın böyle olmadığını farklı yerlerin betimlemelerini defalarca okuyarak kanıksadım. Mesela şöyle oluyormuş: Odanın kapısı açıldığında pencereden süzülen güneş ışığı odayı kısmen aydınlatıyordu. Odada bulanan kanepenin yanında miskin bir kedi sessizliğe gömülmüş, miskinliğin tadını çıkarıyordu. Pencereye doğru gittim. Önce perdeyi sonrada pencereyi açtım. Odaya dolan güneş ışığı ve yüzümü sıyıran güneş benim içime huzur doldururken miskin kediyi... Tabi ki kitaptan alıntı bir betimleme değil; tamamen kitabın bende hissettirdiklerini anlatan bir sallamasyon...

Kitap ta geçmiş ve şuan o kadar karmaşık anlatılmış ki; yarıladıktan sonra bile karmaşıklık devam ediyor. Bu karmaşıklık karakterlerin anlaşılmasını da zorlaştırmış. 

Edebi beklentisi yüksek olanlar için sıkıcı gelebilir ama metro yada otobüste bir solukta okunabilir... 

L'arnacoeur // Gönül Avcısı

Alex, kız kardeşi ve eniştesi ortak bir şirket kurarlar. Alex e göre kadınlar 3 e ayrılır. Mutlu kadınlar, mutsuz kadınlar ve mutsuz olduğunun farkında olmayan kadınlar. Şirketlerinin hedef kitlesi 3. grup olan, mutsuz olduğunun farkında olmayan kadınlar. İş bu kadınların gözünü açmak. Şirket felsefesi bu olsa da kabaca sevgili yada eşleri para karşılığında ayırıyorlar. Şirketlerinin prensipleri bile var; Alex ayırmak için kendisine aşık ettiği kadınlarla kesinlikle yatmaz, sadece kurbanların gözlerini açarak gerçekleri görmelerini sağlar...

Alex son iş olarak bir çiçek tüccarından iş alır. 10 gün sonra evlenecek olan çiçek tüccarının kızını vazgeçirirse yüklü miktarda para kazanacak ve şirket olarak tüm borçlarını ödeyebileceklerdir. Aldıkları bu iş diğerlerine göre zordur; çünkü çiftimiz görünüş itibarıyla oldukça mutludur.

2010-Fransız yapımı film, her şeyden önce eğlenceli bir romantik komedi. Bence sıkılmazsınız; tavsiye ederim.


22 Nisan 2013

Blogger de Arka Plan Ayarları


S.A
Blogger de yüzlerce hatta binlerce ücretsiz tema bulunabildiği dönemdeyiz. Seçilen temaların hemen hemen hepsinde mutlaka içimize sinmeyen yönler olmuştur. Bunun için blogger temaları konusunda meraklandığım bu dönemde arka plan ayarları konusunda araştırma yapmaya başladım. Umarım bana olduğu kadar sizin içinde faydalı bir doküman olur.

Öncelikle blogger in şablon ayarlarında bulunan kendi şablonunu kullanıyorsanız bu konuda bir sorununuzun olmaması gerekir. Site genişliği, arka plan, yazı rengi ve stili gibi ayarlanabilecek tüm özellikleri ayarlama olanağı sağlıyor zaten. Bizim için asıl sorun yüklediğimiz temanın içimize sinmeyen arka planının nasıl ayarlanacağı?

ARKA PLAN RESMİNİ DEĞİŞTİRME

Düzenleme yapabilmemiz için öncelikle blogumuzun yönetim panelinden Şablon > Html yi düzenle kısmından html kodlarımız açıyoruz. Yukarıdaki resimde blogumun html kodları görünüyor. Ben Ctrl +F kombinasyonu ile backround ile arattım. Burada önemli olan arka plan ayarlarının olduğu, body kodundan sonra gelen bölümü bulmaktır. Anlatmak istediğim yeri bulduysanız benim altını çizdiğim link in blogumun arka plan resim linki olduğunu anlamışsınızdır. Bu linki kendi beğendiğiniz başka bir link ile değiştirip kullanabilirsiniz. 

ARKA PLANDA RESİM YOKSA ?

Kendi blogum ve benzer bir çok blog için bu şekilde sorunun çözülebileceği kanaatindeyim. fakat google bir araştırma yaptığımda bazı bloglar da arka planda resim kullanılmadığı bunu yerine renk kodlarının kullanıldığını gördüm. Eğer sizin blogunuz da arka planda resim kodu kullanıldıysa hemen temanızdan aşağıdaki yada benzeri kodları buluyoruz;

body {
background:$bgcolor;
margin:0;
color:$textcolor;
font:x-small Georgia Serif;
font-size/* */:/**/small;
font-size: /**/small;
text-align: center;
}

Yukarıdaki kodda kırmızı yazılı bölümde, blogun arka planına renk kodu atandığı görülüyor. Bu bölümü;

body {
background:#cc0000;
margin:0;
color:$textcolor;
font:x-small Georgia Serif;
font-size/* */:/**/small;
font-size: /**/small;
text-align: center;
}

şeklinde düzenleyerek atanan renk kodu yerine kendi zevkimize göre renk kodu atayabiliriz. Yada;

body {
background:url("http://RESIM-LINKI.png");
color:$textcolor;
font:x-small Georgia Serif;
font-size/* */:/**/small;
font-size: /**/small;
text-align: center;
}


şeklinde link vererek arka plana resim yerleştirebiliriz...

Selametle...

20 Nisan 2013

FIN // SON

Film 2012 ispanyol yapımı gerilim filmi. Eski arkadaşlar yıllar sonra tekrar buluşmaya karar verir. Dağ evinde buluşan eski dostlar burada bu toplanma fikrinin aslında toplantıya gelmeyen, şizofren arkadaşları angel in  fikri olduğunu öğrenirler. Gerilim buarada başlar. O gece dağ evinde yaşanan esrarengiz bir olayla grubumuzun dünya ile olan tüm bağlantıları kesilir. Dağ evinden ayrılarak şehre gitmek isteyen arkadaşlar yol boyunca birer birer eksilir. 

Bu tür macera filmlerinin beni gıcık eden bir yönü olmuştur hep. Hayır. Gözlüklü ve şişko adamın ilk ölmesi değil takıntım. Hani 10 kişilik bir grup maceraya atılır sonra teker teker acımasız bir şekilde öldürülürler ya... İşte o en sona kalan bir kadın ve bir erkekten olan başrollerimizin filmin sonunda zafer kazanmış komutan edasıyla; sanki hiç bir şey olmamış, mutlu son edasıyla sevişip koklaşması. Arkadaş bu kopan kafalar hiç mi psikolojinizi bozmaz? 

Film benim gibi bu tür takıntıları olanlar için tam bir cevap. Karakterlerin ölümleri canavarca değil; durup dururken kaybolma tarzında. Yol boyunca karakterin biri kayboluyor, geride kalanlar yoluna devam ediyor. Arkadaşımız kayboldu en azından cesedini arayalım endişesi yok. Tam bir kabulleniş. 

Verilmek istenen mesaj çok net. Sizin dünyadan yok olmanızın geride kalanlar için bir önemi yok. Belkide zaten yoktunuz.

Bir gün uyandığımızda sanki bu dünyada hiç olmamışız gibi. Kaybolanlar mı kayboldu yoksa onlar için biz mi kaybolduk ?


18 Nisan 2013

Blogger de Zaman Ayarı


Basit bir konu olduğunu kabul ediyorum. Ama yeni kullanıcıların bulamadığı, belki eski kullanıcıların da gözünden kaçan bir konu... İtiraf edeyim bende uzun bir süre bu ayarı bulamayıp google den yardım almıştım. 

Şimdi resimde görülen olayı kısaca anlatalım: Bloggerimizin kumanda paneline girdikten sonra Ayarlar > Dil ve biçimlendirme sekmelerine tıkladıktan sonra Saat Dilimi seçeneğinden İstanbul u bulup ayarları kaydediyoruz.

Selametle

Etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor yazısının kaldırılması


Blogger kullanıcılarının kategori oluştururken en çok rahatsız oldukları konuların başında gelir.  Bunun da kolay bir çözümü var. Eski kullanıcıların zaten arşivinde bulunan, benimse her lazım olduğunda googleden bulduğum kodlar...

Öncelikle bloggerimizin kumanda panelinden Şablon > HTML'yi düzenle kısmına geliyoruz. Buradan blogumuzun kodları arasından Ctrl+F kombinasyonu ile ;

<b:includable id='status-message'>
<b:if cond='data:navMessage'>
<div class='status-msg-wrap'>
<div class='status-msg-body'>
<data:navMessage/>
</div>
<div class='status-msg-border'>
<div class='status-msg-bg'>
<div class='status-msg-hidden'><data:navMessage/></div>
</div>
</div>
</div>
<div style='clear: both;'/>
</b:if>
</b:includable>


Bulmuş olduğunuz bu kodları silip yerine aşağıdaki kodları yapıştırıyoruz... Kaydetmeden önce ön izleme yapmayı unutmayın...

<b:includable id='status-message'>
<b:if cond='data:navMessage'>
<div>
</div>
<div style='clear: both;'/>
</b:if>
</b:includable>

17 Nisan 2013

Yeni Html Editörü


Blogger kullananların son zamanlarda dikkatini çeken güzel bir düzenleme var. HTML editörü. Yeni haliyle ben de çok beğendim. Özellikle benim gibi html dilinden çat pat anlayanlar için şablon kodlarını anlaşılır hale getiriyor. Ön izleme de artık daha kolay... 

Benim gibi bir çok blogger kullanıcısının ortak sorunu; genellikle ücretsiz olarak indirdiği temanın içine sinmeyen yönleridir mutlaka. Bu nedenle html kodlarının hangi bölümlerinin, blog temamızın nerelerini ayarladığını anlamamızı sağlayan güzel bir resim buldum. Blogumuzun Html kodlarından ayarlamak istediğimiz bölümü yukarıdaki resme göre bularak, gerekli düzenlemeleri daha kolay yapabileceğimiz kanısındayım...

Bu konuya zaman ayırdıkça zamanla iyi bir editçi olunabilir; hatta kim bilir sıfırdan yazar hale bile gelinebilir...

Selametle...

15 Nisan 2013

Sen Daha Çocuktun // Turan Parlak

Sen Daha Çocuktun // Turan Parlak
1980 li yıllar ve sonrasının karışık toplumsal yapısını işin içinde olan bir solcu tarafından anlatmış. Kitabın anlatım dili biraz rahatsız edici. Sanki anlatılanları sen yaşamışsın ama nasıl olduysa bir hafıza kaybı geçirmişsin ve birisi senin hayatını sana anlatıyor havası var. Belki de bu benim kuruntum dur. Yazar kendi iç sesiyle yaptığı konuşmasını kitap haline getirmiş de olabilir; öz geçmişine bakıldığında kitabın kendi iç sesinden oluşma ihtimali daha yüksek.

Kahramanımız köy çocuğudur ve bir köylüsünün aracılığı ile sol gruptan bir takım insanlarla tanıştırılır. Kendi fikriyle uyuşan bu insanlarla birlikte davası uğruna mücadele etmeye başlar. Kısa süre içinde polisle yapılan molotoflu saldırılar ve duvarlara yazılan sloganlar sayesinde örgüt içinde hızla yükselir. Sonunda dava adamı olarak seçim yapmak zorunda kalır. Ya örgütün  siyasi kanadını ya da askeri kanadını seçecektir. Yoldaşlarının siyasi kanat ısrarına rağmen kahramanımız askeri kanadı seçmiştir. Örgütlerin bugünde uyguladığı, belki kendi içlerindekilerin bile farkına varmadığı bir nokta dikkati çekiyor. Örgüt kariyer yapma şansı olmayan kısaca kafası basmayanı askeri kanada yönlendirirken kendince zeki olanları siyasi kanada kanalize etmektedir. 

Kahramanımız yaptığı bir eylemde yakalanarak idama mahkum edilir. 10 yıl kadar hapishanede kalır ve bu süre içerisinde kaçma girişimlerinde de bulunur. Yakalandıklarında ise örgütün 2. stratejisi devreye girer. Ağır suçlu mahkumlardan suçu üstlenmeleri istenerek diğer mahkumların ceza almamaları sağlanır. 

Gelişen süreçte hapishaneden çıkan kahramanımızın başından bir de yurt dışı macerası geçer. Aşk hayatı da çalkantılı geçmektedir ve son olarak kendisine seven, kendi davasından zengin bir kızla evlenir. Birde çocukları olur. Buradaki öz eleştiri kayda değerdi. Yoldaşlarının çocuklarını hiç düşünmeden ailelerinden ayırarak dağa yönlendirenlerin, iş kendi çocuklarının başına gelme ihtimali karşısında aslında ailelere ne kadar çok acı çektirdiklerinin farkına varmaları kayda değerdi... 

Sonuç olarak okuyucuyu yormayan, bu kimdi lan durumuna düşürmeyen, okunabilecek bir kitap !!!

7 Nisan 2013

The Tourist // Turist

Bu gün iş yerinde bilgisayarı karıştırırken arkadaşın film arşivinde bulduğum bir film. Aslında bir ajan olan Elise (Angelina) soruşturduğu olaydaki suçlu aleksandra ya aşık olur. Bu nedenle de kendi meslektaşları tarafından sürekli takip edilmektedir. Bunu bilen aleksandra, eliseye mesaj göndererek venedikte bir buluşma ayarlar. Bunun için Elise nin trende aleksandra ya benzeyen birini bulup kendisini takip edenlere bu kişinin aleksandra olduğuna inandırması gerekecektir. Elise trende aleksandraya benzeyen İtalyan turist matematik öğretmeni Frankla tanışır ve beraber bir serüvene atılırlar. Bu serüven sırasında Elise ve Frank birbirlerine aşık olur. 

Filmin kısa bir özetini geçtikten sonra sonucu söylemek tabi ki olmaz. N'olur söyle diyenler lütfen google ye başvurun :) Film sosyal içerik- mesaj arayanlara göre değil ama güzel bir zaman geçirmek isteyen aksiyon severler için bir içim su. Bu filme kadar Anjelina nın bu kadar güzel olduğunu fark etmemişim; resmen izlettirdi filmi...

Bir film ile bir şehrin reklamı nasıl yapılır göstermiş adamlar... Belgesel çekseler bu kadar güzel gösteremezlerdi Venedik i...


6 Nisan 2013

Son Antlaşma // Can ERYÜMLÜ

Son Antlaşma // Can ERYÜMLÜ
Uzun bir aradan sonra okuduğum, Bilim-kurgu- fantastik alanında oldukça sürükleyici bir roman. 1963 yılında başlıyor. ABD başkanı John F. Kennedy nin dünyanın dört bir tarafından toplattığı bilim adamlarına bir laboratuvarda çalışmaları isteğini belirtmesiyle başlar. Burada birbirleri ile iyi anlaşan bilim adamları kendi aralarında gruplar oluşturarak çalışmaya başlayacaklar ve her grup laboratuvar sorumlusuna gelişmeler hakkında bilgi verecektir. 

Bizim romanda takip ettiğimiz ekip, başlangıçtaki 5 kişiden oluşuyor ve grupta bir japon bilgisayar mühendisi ile makine mühendisi Ali nin tasarladıkları bilgisayar ile zamanda yolculuk yapmayı başarıyorlar. Bu aşamadan sonra grubumuz laboratuvar ortamından ayrılarak zaman makinesi bilgisayarlarını da alarak Milattan önceki bir tarihe giderler. Burada yaşayan halklar üzerinde bir takım deneyler yaparlar hatta hasta olanları zamanda geleceğe götürerek tedavisini yaptırırlar. 

Gruptaki herkes geçmişte 50 yıllık bölümlere ayrılarak kendi kusursuz halkını oluşturmaya ve bu oluşumun gelecekteki etkilerini gözlemlemeye başlar. 50 şer yıllık dönemlere ayrılan kahramanlarımız kendilerine göre ilkel kabileler olan geçmiş insanlarımızın başlarına geçerler. Zamanla kendilerinin Süleyman peygamberin, isa peygamberin yaptıklarını yapmaya çalıştıklarını, kendi ilkel toplulukları için seçtikleri yerlerde zaten tarihte babil vb. gibi eski uygarlıkların geliştiğini anlarlar. Aslında zaman bir şekilde akması gerektiği gibi akmaktadır. Zamanda yolculuk yapan insanların arasında da kötülerin çıkması üzerine bilim kurgu filmler tarzında bir savaş yaşanır ve iyiler kazanır.

Geleceğe yönelik bazı tahminlerin yanı sıra beni asıl etkileyen Peygamberler ve bilim insanları hakkında bilinç altına süpürülen konulardı. Bir an peygamberlerin de, gelecekten geçmişe zamanda yolculuk yapan insanlar olabileceğini düşündürdü. Bu günden geçmişe gittiğinizi düşünsenize; size göre ilkel olan insanlara gelecek hakkında kehanette bulunmak hiç de zor olmasa gerek ! Burada aklıma muziplikte gelmedi değil; elimde bir zaman makinesi olsa Arşimetten 1 yıl öncesine gider ve hamamdan elimde tasla evraka evraka diye bağırarak ben çıkardım. Sizde bugün Abdullah prensiplerini okuyor olurdunuz :))

İşin geyik kısmı bir yana zamanda yolculuk olabileceğini düşünüyorum. Zaten canlı yayınlar sayesinde mekanda seyahat edebiliyoruz. Peki aynı mantıkla Tv benzeri bir cihaz aracılığıyla elimizdeki kumandayla zamanda da zapping yapabilsek? Biz geçmişe yada geleceğe gitmesek de onlar bize görüntü olarak gelse !!! Tabi bu arada paralel evren kavramı ortaya çıkıyor; yani şu anda bizimle birlikte hem geçmişin hemde geleceğin yaşanıyor olması gerekir. Karışık bir konu... 

Kitabın sonunda yazar Can ERYÜMLÜ ile yapılan röportaja da bir göz attım. Roman aslında Tevratta gecen hikayelerden uyarlanarak oluşmuş... Baş rolü zaman olan okunabilecek bir kitap...

5 Nisan 2013

Halı Saha Maçına var mısın ?

Halı Saha Maçına var mısın ?
Yeni halı saha maçlarına merhaba dedik bu hafta Ankara da. Aslında maçlarımız yeni başlamadı. Şubeye ilk geldiğimde bu konuda bir kaç girişimde bulunmuştum ama 130 kişilik şube de yaş ortalamasının yüksek olmasından dolayı takım kuramamıştım. Benden sonra şubemize gelen genç arkadaşların hemen hemen tamamı futbol hastası olunca bu iş kendiliğinden başladı. Haftada bir de olsa maçlarımız düzene girmeye başladı artık. Yağmur yüzünden satışa geldiğimiz kısmı es geçiyorum.

Halı sahada maç taktiği konusundaki fikirlerimi daha önceki bir yazımda (http://shed510.blogspot.com/2012/04/hal-sahada-taktik-savaslar.html) anlatmaya çalışmıştım. Üzerinde çok düşünülmüş taktiklerin her yerde geçerli olmadığını anladım. Ankara da ihtiyar ağırlıklı konseyden oluşan takım Tam bir Mustafa DENİZLİ hayranı olmalı. Taktik belli; sahaya çıkın ve oynayın. Kimin nerede oynadığının bir anlamı yok, kendini nerede iyi hissediyorsan orada oyna. Zaten topu alan koşabildiği kadar koşuyor ve topu kaptırdığı yerde kaza yapan kamyon gibi yığılıp kalıyor. Bir Ankara havası tutturduk; Lay lay lom galiba sana göre sevmeler tarzımız özetle...

Baştan kestirip atmak istemiyorum; iyi oynayan arkadaşlar da var. Zamanla düzene girecek ümidindeyim. Kim bilir belki yeni taktikler geliştirmeye başlarız. Hem her takım aynı taktikle oynatılamaz değil mi ?

1 Nisan 2013

ComboFix

Yıllardır bilgisayar kullanıcısıyım. Sıradan bir kullanıcadan da yarım adım ileride olduğum kanaatindeyim ancak son zamanlarda PC ile ilgilenmek yerine bulduğum her dökümanı indirmeye, sorun çıkaran her programı PC den kaldırmakla sorunu çözmeye başlamıştım. Kendimce haklı nedenlerim vardı. Nasıl olsa bana gerekli programı netten bulup tekrar kurabilirdim. Bu dönemde benim en çok zamana ihtiyacım vardı ve PC deki sorunlarımı araştırıp çözüm bulmak yerine programı kaldırmak kabul edilebilir bir çözüm yoluydu. 

Zamanla üstün zekam (?) sayesinde bulduğum çözümler başıma iş açmaya başladı. Önce korsan olarak kullandığım Nod 32 antivirüs sisteminin yakalanması üzerine sürekli uyarı vermesi canımı sıktı. Üstelik eskisi gibi de değil; artık yeni serial bulup girseniz bile PC açılınca otomatik olarak internet bağlantısı sağladığı için tekrar yakalanmaya başladı. Doğal olarak hışmıma uğrayıp kaldırılmakla cezalandırıldı. Artık ders notu olarak indirdiğim bir çok not beraberinde acayip programlarla inmeye başladı. Kısa süre sonrada PC nin sol alt köşesinden kendiliğinden kumar, arkadaşlık hatta porno içerikli reklamlar pat diye çıkmaya başladı.

Çözüm çalışmalarında aslında en mantıklı yol format atmaktı ama malesef format Cd mi bulamadım. İşte tam bu esnada Combofix imdadıma yetişti. Arkadaş öyle bir program yok! Pc nin ciğerini söktü resmen... Artık truva atları ve virüslerden gına geldiyse mutlaka kullanın...

Şimdi ilk aşamayı atlattık. sıra bir Pc için gereken diğer programlara geldi...

Combofix i daha ayrıntılı incelemek ve indirmek için http://www.gezginler.net/indir/combofix.html

Selametle